Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK), küresel ticaret akışlarındaki karmaşayı anlamak amacıyla kapsamlı bir rapor hazırladı. ABD’nin Çin’e uyguladığı ek gümrük politikalarının ardından, Çin’in ticaret stratejisindeki ani yönelimi, Türkiye için yeni bir dönüm noktası yaratma potansiyeli taşıyor. Rapor, bu değişimin sadece rekabetin arttığı bir durum olmadığını, aynı zamanda Türkiye’nin büyüme alanlarını genişletebileceği fırsatların da önünü açabileceğini vurguluyor.

DEİK Başkanı Nail Olpak’ın liderliğindeki basın toplantısında tanıtılan rapor, Çin’in ABD pazarındaki payının 2025 yılı itibarıyla yüzde 11,14’e düşmesinin ardından, Çin’in ticaret ağını yeniden şekillendirme çabalarını ortaya koyuyor. Bu stratejik kayma, Çin’in Güneydoğu Asya, Afrika, Orta Doğu ve Avrupa’ya doğru yönelmesini işaret ediyor. Olpak, bu dönüşümün küresel ticaretin yeniden düzenlenmesi sürecinde Türkiye’nin de yer alması gerektiğinin altını çizdi ve bu durumun Türkiye için potansiyel fırsatlar sunduğunu belirtti.

Raporun detayları, Çin’in ihracatının Afrika’ya yüzde 25,9, Orta Doğu’ya yüzde 9,7 ve Avrupa Birliği’ne yüzde 8,63 oranında artış gösterdiğini ortaya koyuyor. Bu coğrafi çeşitlenme, özellikle Nijerya, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Almanya gibi pazarlarda Çin’in etkisinin artmasıyla kendini gösteriyor. Türkiye’nin bu yeni ticaret rotalarını yakından takip etmesi ve stratejik bir yaklaşım sergilemesi gerektiği vurgulanıyor. Olpak, özellikle Türk iş dünyasının uzun yıllardır güçlü olduğu veya büyümeyi hedeflediği bu bölgelerde fırsatların bulunduğuna dikkat çekti.

Ancak, bu fırsatların tek başına rekabetçi fiyatlar ve teknolojik üstünlüklerle sınırlı olmadığını, aynı zamanda güvenilir tedarikçi olma, öngörülebilir iş ortağı olma ve sürdürülebilir ilişki kurabilme kapasitesinin de önem kazandığını vurguladı. Olpak, bu durumu “küresel ticarette yükselen bir ‘güven rekabeti’” olarak tanımladı. Türkiye’nin üretim kapasitesi, coğrafi konumu, lojistik avantajları, Avrupa ile entegrasyonu ve farklı coğrafyalarda kurduğu güçlü iş ilişkileri gibi avantajlarını doğru stratejiyle kullanarak bu rekabette öne çıkabileceğini savundu. Özellikle Afrika ve Orta Doğu’daki pazarlarda rekabetin Türkiye’nin lehine değerlendirilmesi gerektiği belirtildi.