Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) yayınladığı 2025 yılına dair ‘Muhtemel Eğitim Süresi’ verileri, eğitim haritası üzerinde önemli bir tablo çizdi. Ülke genelinde bir bireyin, ilkokula başlama yaşı itibarıyla en yüksek eğitim seviyesine ulaşana kadar eğitim hayatında ortalama olarak ne kadar süre geçireceği hesaplandı: 16,8 yıl. Bu rakam, bir önceki yıla kıyasla yüzde 2,4 oranında azalma gösterdi, bu da eğitim sürecinde bir kısalma trendinin olduğunu işaret ediyor.
İl düzeylerine göre dağılımda ise çarpıcı farklar ortaya çıktı. Ortaöğretim seviyesine ulaşma hevesinde bulunanlar için ortalama eğitim süresi 11,9 yıl olarak belirlenirken, öncesini kapsayan okul öncesi eğitim için bu süre 1,6 yıl olarak hesaplandı. En yüksek muhtemel eğitim süresi 18,6 yıl ile Bayburt ve Karabük’te kaydedilirken, bu iki ilin ardından İstanbul (18,4 yıl) ve Tunceli (18,3 yıl) geliyor. Aynı durum erkekler için de geçerli; Bayburt’ta erkeklerin ortalama eğitim süresi 16,3 yıl olarak hesaplandı. Ancak, cinsiyet eşitliği endeksi önemli bir gelişme gösterdi: 1,05’lik bir değere ulaşan bu endeks, 2018’deki 0,97’lik değerden önemli ölçüde yükseldi, kadınların eğitim hayatındaki avantajını pekiştirdi.
Uluslararası arenada Türkiye’nin eğitim performansı da değerlendirildi. 2024 yılındaki OECD verilerine göre, ilkokuldan yükseköğretime kadar Türkiye’de ortalama muhtemel eğitim süresi 17,2 yıl olarak hesaplandı. Bu rakam, OECD ortalaması olan 16,6 yıla oldukça yakın bir değer. Ancak, OECD ülkeleri arasında bazı ülkelerin performansı dikkat çekici: Yunanistan’da 20,9 yıl, Kolombiya’da ise 14,3 yıl ile en düşük muhtemel eğitim süresi kaydedildi. Bu karşılaştırma, Türkiye’nin eğitim sisteminin genelinde rekabetçi bir konuma geldiğini, ancak gelişmiş ülkelerle rekabet edebilmek için daha fazla yatırım yapılması gerektiğini vurguluyor.
Bu veriler, ‘muhtemel eğitim süresi’ kavramının önemini de ortaya koyuyor. Bu gösterge, bir bireyin mevcut okullaşma koşulları ve eğitim sistemine katılımıyla devam etmesi durumunda örgün eğitimde geçireceği toplam süreyi tahmin ediyor. Ancak, bu, bireyin eğitim hayatını kesintisiz bir şekilde okulda geçireceği anlamına gelmiyor. Bu nedenle, TÜİK’in bu verileri, eğitim politikalarını şekillendirmek ve geleceğe yönelik stratejiler geliştirmek için önemli bir araç olarak kullanılması gerekiyor.