New York'taki Cipriani restoranda düzenlenen, “100 Yıllık Dostluk: Türkiye-ABD Galası”nda yaşananlar, sadece bir akşam yemeğinden daha fazla şeydi. Ali Koç’un holdinge dönüşünün ardından Koç Ailesi’nin, memleket meselelerine daha yakın bir tutum sergilemeye çalışması, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ziyaretinin stratejik hedefleriyle örtüşüyordu. Rahmi Koç’un masası, hem Türkiye’nin ekonomik gücünü temsil ediyor hem de hükümete bir destek sinyali veriyordu. Bu durum, meşhur iş adamının, iktidarla yeni bir denge kurmaya çalıştığının bir göstergesiydi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Koç Holding Şeref Başkanı Rahmi Koç’un konuşması sırasında, ABD-Türkiye İş Konseyi Başkanı Hamdi Ulukaya ve eşi Louise Ulukaya’nın uzun uzun sohbetleri dikkat çekiciydi. Ulukaya çiftinin ev sahibi avantajını kullanması, Türkiye’nin ABD’deki ticari ilişkilerini güçlendirme çabasının bir parçasıydı. Ancak, Koç Holding’in bu etkinliğe katılması, aynı zamanda Türkiye’nin uluslararası arenadaki konumunu yeniden şekillendirme hedefi taşıyordu. Özellikle, Koç Ailesi’nin holding yönetici olarak değil, memleket meselelerinde merkeze yakınsama gayreti, iktidar blokları arasındaki farklılıkları da gözler önüne seriyordu.
Bu toplantı, aynı zamanda ABD’nin Suriye politikaları ve İsrail ile Türkiye arasındaki gerilimlerin de perde arkasını gün yüzüne çıkarmıştı. Suriye Devlet Başkanı Ahmet el Şara’nın, BM Genel Kurulu için New York’ta bulunan ABD Özel Temsilcisi Brett McGurk ile özel bir panelde yaptığı konuşma, beklenmedik bir şekilde büyük yankı uyandırdı. Şara, uzun yıllardır süren Türkiye-Suriye ilişkilerine dair soruları, açık ve net cevaplarla yanıtlayarak, ezber bozan bir performans sergiledi. Özellikle, Rus üsleri, Türkiye’nin kuzey Suriye’deki varlığı ve Lübnan Hizbullah’ı gibi hassas konularda yaptığı yorumlar, Türkiye’nin Suriye politikalarının karmaşıklığını gözler önüne seriyordu.
Şara’nın, “İsrail’le diplomatik ilişki kurmayı düşünüyor musunuz?” sorusuna verdiği yanıt, “İsrail’le diyalog mekanizmamız mevcut” şeklinde olması, aynı zamanda Türkiye’nin İsrail ile ilişkilerindeki hassasiyetini ve çözüm arayışlarını da ortaya koyuyordu. “Golan Tepeleri, diplomatik ilişkilerin ön şartı mı?” sorusuna ise “Golan Tepeleri ne benim ne Trump’ın ne de İsrail’indir. Orası, Suriye toprağıdır ve kaderi Suriyelilerin elindedir!” diyerek, Suriye’nin geleceği ve toprak bütünlüğü konusundaki kararlılığını vurguladı. 7 Ekim’in yıldönümü ve İsrail’in güvenliği problemi üzerine yapılan tartışmalarda ise Şara, “İsrail’in kendini güvende hissetmesi, Suriye’yi veya komşularını bombalaması ile mümkün olamaz. İsrail’in güvenliği meselesinin özü, kendi takip ettiği politikalardır” diyerek, İsrail’in kendi sorumluluklarını yerine getirmesi gerektiğini vurguladı. Bu karşılaşma, sadece iki ülkenin değil, aynı zamanda uluslararası toplumun Suriye’deki karmaşık sorunlarına nasıl yaklaştığını da anlamamıza yardımcı oldu.”}**Not:** Sn. Ömer Koç’un, Günaydın gazetesi muhabiri arkadaşımıza ve temsil ettiği medyaya karşı telafi etmesi gereken kişisel ve kurumsal sorumluluğu bulunduğunu ve halâ geç olmadığını da hatırlatmak durumundayız. Bu durum, büyük sermayenin cari süreç yönetimini, beyanlarını, görünürlük projelerini ve zamanlamasını izlemesinde fayda vardır.**