Mahkemenin kapılarını aralayan bu önemli duruşma, komedyen Deniz Göktaş’ın 88 gün süren tutukluluğunun ardından ilk kez hakim karşısına çıkmasını sağladı. Bu süreçte, YouTube’da yayınlanan ‘Ölü Deniz’ adlı stand-up gösterisinin ardından başlayan ve hedef gösterme kampanyasına dönüşen olaylar, Göktaş’ın savunmasında detaylı bir şekilde yer aldı.

Göktaş, duruşmanın ilk saatlerinde, tutuklu bulunduğu hücrenin koşulları hakkında bilgi verdi. 3 Temmuz’dan bu yana, yüksek güvenlikli Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’nda, güneş almadan ve diğer tutuklularla iletişimin kesildiği bir hücrede mahtutulduğunu ifade etti. Aileleriyle telefon görüşmesi yapabilme hakkı da, haftada yalnızca 10 dakikaya sıkıştırılmıştı. Bu izolasyonun, 88 günün nasıl geçtiğini anlamasına katkıda bulundu.

Savunmasının merkezine, gösteride kullandığı dört cümle olduğunu belirterek yerleştiren Göktaş, bu cümlelerin, sosyal medyada hızla yaygınlaşması ve ardından CİMER üzerinden organize bir şikayet kampanyasına dönüşmesiyle, suçlamalara dönüştüğünü aktardı. Cümlelerin mizahi bir bağlamda, yani hiciv ve komedi sınırları içinde değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Ayrıca, gösteriyi 198 kez farklı şehirlerde, 100 binden fazla seyircinin önünde sahnelediğini ve bu süreçte söz konusu ifadeler nedeniyle herhangi bir olumsuz geri bildirim almadığını ekledi. Göktaş, gösteri videosunu silmek yerine, sosyal medya hesaplarından paylaşarak koruduğunu da belirterek, kamuoyunun yanlış yönlendirilmiş algısını düzeltmeye çalıştı.

Tahliye kararı verilen Göktaş, savunmasının sonunda, hakkındaki tüm suçlamaları reddetti ve beraat ve tahliye talebinde bulundu. Bu süreçte, ifade özgürlüğünün sınırlarının bilindiğini, ancak mizah ve hiciv alanında sınırların zorlanabileceğini de vurguladı. Göktaş’ın bu savunması, ifade özgürlüğü, komedi ve hukuki süreçler arasındaki karmaşık ilişkiyi yeniden gündeme getirdi. Bu duruşmanın, benzer olaylarda ifade özgürlüğünün nasıl korunması gerektiği konusunda önemli bir referans noktası oluşturması bekleniyor.