Selçuk Mızraklı, cezaevinden çıktıktan sonra T24’e yaptığı açıklamalarla, HDP’nin eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ve PKK lideri Abdullah Öcalan arasındaki ilişki konusundaki tartışmaları yeniden alevlendirdi. Mızraklı, bu iki isim arasında bir ‘ayrışma’ olmadığını, bunun yerine ‘üretilmiş bir varlık’ olduğunu belirterek, bu durumun ardındaki niyetleri sorgulamaya çalıştı. 'Kimden bir çıkış yolu arıyorlar? Bu ayrışmayı nasıl körükleyerek kendi hedeflerine ulaşıyorlar?' gibi sorulara odaklanarak, mevcut siyasi atmosferdeki manipülasyonlara dikkat çekti.

Mızraklı, Demirtaş’ın cezaevinde geçirdiği süre boyunca (yaklaşık 10 yıl) yaşadığı deneyimleri aktarırken, hukukun üstünlüğüne ve adalete olan bağlılığını vurguladı. Demirtaş’a yönelik sürdürülen yargılamanın, hukukun sınırlarını zorladığını ve bunun sadece Demirtaş’a değil, tüm demokratik değerlere bir tehdit oluşturduğunu savundu. ‘Eğer bir kişi, hukukun kararına rağmen içeride tutuluyorsa, o kişi de içeridedir’ diyerek, hukukun keyfiliğinin tehlikelerini bir kez daha hatırlattı. Hukukun ‘bulaşıcı’ nitelikli olduğunu ve bu tür uygulamaların, toplumda derin yaralar açabileceğini ifade etti.

‘Öcalan-Demirtaş’ arasındaki ilişkiyi değerlendirirken, Mızraklı, bu iki ismin barış söylemlerinin, farklı siyasi aktörler tarafından nasıl manipüle edildiğini gözlemledi. ‘Demirtaş barış diyor, Öcalan barış diyor, Bahçeli barış diyor, Erdoğan diyor’ diyerek, farklı siyasi grupların aynı kavramı farklı anlamlara nasıl getirdiğini ve bunun, gerçek barış sürecini nasıl zorlaştırdığını vurguladı. Bu durumun, sadece farklılıkları artırdığını ve ortak bir zeminde buluşmayı engellediğini savundu. Ayrıca, muhalefet çevrelerinin, Demirtaş’ı ‘barışın temsilcisi’ olarak kullanma çabasını da eleştirdi.

Mızraklı, mevcut siyasi söylemin, ‘fay hatları’ oluşturmaya yönelik olduğunu ve bu nedenle dikkatli olunması gerektiğini ifade etti. ‘Özgür Özel’in beyanlarının yanı sıra, Edirne Cezaevi önündeki açıklamaları ve daha sonra ortaya çıkan belgelerle, ‘parti programına ve sürece özgü bir belge’ oluşturmadığına dikkat çekti. Ayrıca, ‘Kürt dünyasından bir okuma yapmaya bir türlü gelememek’ ve ‘mahallenin ezberinden kurtulamamak’ nedeniyle yapılan hatalara da işaret ederek, farklı perspektiflerden bakmanın önemini vurguladı. Bu bağlamda, Cavid Orhan Tütengil’in ‘Mustafa Kemal’i Anlamak ve Tamamlamak’ adlı kitabının, Kürt sorununa farklı bir bakış açısı sunma potansiyeli taşıdığını belirtti.