Türkiye’nin kuruluş yıllarının tozunu dumandan ve savaşın telaşinden geçiren bir figürün izlerini takip etmeye hazır olun. Arif Hikmet Koyunoğlu, sadece bir mimar değil, aynı zamanda seyyah, asker, galerici ve fotoğrafçı kimlikleriyle Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan geniş bir dönemin tanığıdır. Şimdiye kadar gözden kaçmış fotoğrafları, İstanbul Araştırmaları Enstitüsü’nde sergilenerek ilk kez kamuya sunuluyor.
Sergi, Koyunoğlu’nun 1893-1982 arasındaki hayatını, özellikle 1915-1919 yılları arasındaki Erzurum’daki savaş ve sürgün yıllarını, cephelerden Anadolu’nun içlerine kadar uzanan geniş bir perspektiften ele alıyor. Bu dönemde çektiği fotoğraflar, sadece mimari yapılarla sınırlı kalmıyor; aynı zamanda dönemin toplumsal atmosferini, insanların yaşam tarzlarını ve kültürel değişimleri de yakalıyor. Bursa’da çekilmiş bir aile fotoğrafından, Napoli’deki bir savaş sahnesine kadar, Koyunoğlu’nun objektifi, o dönemin ruhunu en etkileyici şekilde yansıtıyor.
Sergide yer alan koleksiyon, Suna ve İnan Kıraç Vakfı tarafından Koyunoğlu ailesinden bağışlanan, cam negatiflerden asetatlara, baskı fotoğraflardan oluşan zengin bir hazineyi barındırıyor. Bu parçalar, şehir manzaraları, mimari detaylar, portreler ve gündelik yaşam sahneleri üzerinden çok katmanlı bir görsel hafıza sunuyor. Özellikle Sanâyi-i Nefîse Mektebi’ndeki öğrencilik yıllarından başlayarak, İstanbul ve Anadolu’daki mesleki ve kişisel uğraşlarına odaklanan sergi, Koyunoğlu’nun mimari yaklaşımını ve yapıları bütüncül bir estetik ve düşünsel çerçevede ele alma biçimini ortaya koyuyor. Ankara Türk Ocağı Binası ve Etnografya Müzesi gibi önemli yapılar, detaylı görüntülerle sergide yer alıyor.
Bu etkileyici sergi, 4 Ekim tarihine kadar İstanbul Araştırmaları Enstitüsü’nde ziyaretçilerini bekliyor. Koyunoğlu’nun fotoğrafları, sadece mimari bir mirasın belgelenmesini değil, aynı zamanda Türkiye’nin dönüşüm sürecinin, o dönemin insanlarının yaşamlarının ve bir mimarın objektifinden bakış açısının benzersiz bir sentezini sunuyor. Sergi, geçmişe bir yolculuk ve geleceğe dair önemli bir bakış açısı sunuyor.”}