Acil servislerin, insan hayatını koruma göreviyle birlikte, zaman zaman beklenmedik ve dikkat çekici vakalarla karşı karşıya kalabiliyor. Son dönemde yaşanan bir olay, acil servis hekimlerinin gözünden, bu durumun ne kadar farklı ve bazen de şaşırtıcı olabileceğini gözler önüne serdi. Bir hekim, nöbet esnasında karşılaştığı 23 yaşındaki bir hastanın, 5 gün boyunca ardışık olarak acil servise başvurmasıyla sarsıldı. Hastanın ilk başvurusu, bir arkadaşıyla birlikte acil servise gelmesiyle başladı. Şikayet olarak çene ve boyun ağrısı belirtirken, aynı zamanda EKG ve kan tahlili yaptırması için talepte bulundu. Ancak, ağrı kesici önerisine rağmen iğne korkusu nedeniyle reddetti. Hastanın acil serviste geçirdiği süre uzadıkça, sekreter hekime aynı kişinin sabah saatlerinde de hastaneye geldiğini bildirdi. Bu durum üzerine, hastane sistemindeki kayıtları inceleyen hekim, 23 yaşındaki adamın son 5 gün içerisinde toplam 13 kez acil servise giriş yaptığını tespit etti.

Hekim, bu sıra dışı durum karşısında oldukça şaşkınlığını dile getirdi. ‘İnsanlar bu hakkı kendinde nereden buluyor; acili meşgul edip gerçek hastaların hakkına giriyorlar’ diyerek, acil servislerin, acil ihtiyaçları olan hastalar için ayrılmış olduğunu ve bu kaynakların gereksiz yere kullanılamaması gerektiğini vurguladı. Olay, benzer vakaların da zaman zaman yaşanabileceğini ve sağlık sistemindeki bazı zayıflıkları da gözler önüne serdi. Geçtiğimiz yıllarda, başka acil servis doktorları tarafından kaydedilen benzer durumlar, hastaların acil servise gereksiz yere başvurarak, kaynakların boşa harcandığına işaret ediyordu. Örneğin, bir doktorun ‘Acilin önünden geçiyordum, bir serum taktırayım’ demesi, bir diğerinin ‘Duş almasına rağmen sürekli pis kokuyormuş’ şeklinde şikayet etmesi veya ‘Kolunu sinek ısırmış çok korkmuş’ gibi basit vakaları acil servise taşıması gibi durumlar, acil servislerin aşırı yüklenmesine ve gerçek acil vakalara zamanında müdahale edilememesine yol açabiliyordu. Sağlık Bakanlığı’nın açıklamalarına göre, geçtiğimiz yıl acil servislerdeki toplam başvuru sayısı 200 milyona yaklaşıyordu, bu da nüfusun yaklaşık 2.5 katına denk geliyordu. Avrupa ülkelerinde ise yıllık acil servis başvuruları, toplam nüfusun yaklaşık dörtte biri oranında seyrederken, Türkiye’de bu oran çok daha yüksekti.

Bu ilginç olay, aynı zamanda Türkiye’deki kahve tüketim alışkanlıklarına da ışık tutuyordu. Bir yemek sipariş sitesinin son 12 aylık verilerine göre, Türkiye’de 7,5 milyon adet kahve siparişi verilmişti. Bu, latte, americano, mocha gibi kahve türlerinin toplam kahve siparişlerinin yüzde 80’ini oluşturduğu anlamına geliyordu. Uzmanlar, latte’nin popülaritesinin, Türkiye’de espresso bazlı kahve tüketiminin artması ve sütün kahvenin sertliğini yumuşattığı için ortaya çıktığını belirtiyordu. Latte, süt miktarının yüksek olması nedeniyle acılığı en az hissettiren ve günün her saatinde kolay tüketilebilen ‘güvenli bir liman’ olarak görülüyordu. Ancak, bu kahve tüketim alışkanlıklarının acil servislerin aşırı yüklenmesine nasıl katkıda bulunduğuna dair bir bağlantı kurulmamıştı.

Evde filtre kahve yapmak veya Türk kahvesi demlemek, genellikle daha kolay ve hesaplı bir alternatif sunarken, espresso bazlı içecekleri üretmek için bir espresso makinesi, süt köpürtücü ve nitelikli çekirdek almak ise maliyetli olabiliyordu. Bu durum, dışarıdan hazır kahve sipariş etmeyi tercih eden birçok kişiye yol açıyordu. Ancak, kahvenin sipariş edildiği sırada soğuyup, mikrodalgada ısıtılması gibi durumlar, kahve tiryakilerinin bu alışkanlıklarını sorgulamasına neden oluyordu. Özellikle, kurye teslimat süresi boyunca yapısını en iyi koruyan latte veya suyla seyreltilmiş americano gibi kahvelerin tercih edilmesi, bu durumun daha da dikkat çekici hale gelmesine yol açıyordu.”}

Sağlık Bakanlığı acil servis sistemini suiistimal edenlere karşı önlem almalı.

7,5 MİLYON KAHVE SİPARİŞ EDİLDİ