Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin gündeminde, Almanya’nın Federal Meclisi’nde kurduğu Anket Komisyonu örneği, kamuoyu araştırmaları ve toplumsal dayanışma konusundaki eksiklikleri tartışırken yeni bir bakış açısı sunuyor. Almanya’da, önemli bir konu parlamentonun gündemine geldiğinde, en az 120 milletvekilinin imzasıyla Anket Komisyonu kuruluyor. Bu komisyon, ülke çapında kamuoyu araştırması yaparak, alınacak karar veya yasa önerileri için rapor hazırlıyor ve Meclis Başkanlığı’na sunuyor. Peki Türkiye’de neden böyle bir mekanizma oluşturulmuyor? Bu durum, kamuoyu yoklamalarını ve anketleri Meclis’in doğrudan yapamamasıyla ilgili bir sorunu da beraberinde getiriyor.

Almanya’nın Akil İnsanlar Kurulu örneği, Türkiye için de ilham verici olabilir. Bu kurul, Anayasal bir organ olarak, en yaşlı milletvekilleri arasından seçiliyor ve 30 üyeden oluşuyor. Meclis Başkanı bu kurulun başkanlığını yapıyor. Keşke, Türkiye’de de benzer bir yapı oluşturulabilse ve ‘Terörsüz Türkiye’ konsepti, bu kurul aracılığıyla daha detaylı bir şekilde incelenebilseydi. Milli dayanışma ve toplumsal bütünleşme, ülkenin en önemli gündem maddesi olmalı ve Meclis, bu konuda somut öneriler sunmalı. Bu süreçte, üniversitelerden de destek alınması, araştırmaların daha kapsamlı ve bilimsel bir zemine oturtulmasını sağlayabilirdi.

Ancak Meclis, yoğun bir çalışma döneminin ardından tatile girdi. 10 Ağustos 2026’da başlayacak yeni yasama yılı, 1 Ekim Perşembe’de başlayacak. Bu dönemde milletvekillerinin seçim bölgelerindeki çalışmaları, halkla iletişim kurmaları ve kendi partilerinin yönetimine sunacakları raporlar, önemli bir ölçüde merak konusu. Kaç milletvekilinin tatil süresinde bölgelerinde dolaşabildiği, halkın arasına girip kamuoyu yoklaması yapabildiği ve kendi partilerine rapor hazırladığı, sorgulanmaya açık konular. Özellikle ‘Terörsüz Türkiye’ sürecinde, bu tür çalışmaların daha etkin olması gerekiyor.

Son olarak, Almanya’da yaşanan kanalizasyon skandalı ve Fatma Betül Sayan Kaya’nın bu skandala dahil olması, siyasetçilerin hesap verebilirliği konusuna dikkat çekiyor. Siyasi iktidar veya bürokratlar ne olursa olsun, kime ve ne zamana kadar uzanırsa uzansın, hesap vermeli. Millet bunu bekliyor. Bu durum, Türkiye’deki siyasi sistemin daha şeffaf ve hesap verebilir hale gelmesi gerektiğini gösteriyor. Ayrıca, Atatürk ve İsmet İnönü gibi liderlerin Kürt sorunu raporu istemeleri, günümüzdeki araştırmalara da ilham verebilir. Üniversitelerden de bu konuda daha proaktif bir yaklaşılması gerekiyor. Özellikle Mardin Artuklu, Muş Alpaslan ve Diyarbakır Dicle üniversitelerindeki Kürt Dili ve Edebiyat bölümleri, bu konuda önemli bir rol oynayabilir. Rusya’da var olan Kürdiyoloji bilimi de, Türkiye’deki araştırmalara katkıda bulunabilir.