İzmir Barosu Başkanı Sefa Yılmaz, adalet sistemindeki derin sorunları ve mevcut rejimin yargıyı nasıl manipüle ettiğini acil bir dille ifade etti. Görev süresinin sonuna yaklaşan Yılmaz, Türkiye’nin hukuk devletinden uzaklaştığını ve yargının siyasallaşmasının, bireylerin temel hak ve özgürlüklerini ciddi şekilde tehdit ettiğini vurguladı. ‘Bugün yaşadığımız tablo bir sistem değil, rejim sorunudur. Türkiye Cumhuriyeti dört yanı demir parmaklıklarla çevrili bir cezaevi…’ diyerek, yargının bağımsızlığının ve adil yargılanma hakkının ortadan kalktığını gösterdi.

Yılmaz, 2010’dan itibaren başlayan anayasa değişikliklerinin ve parlamenter sistemden tek adam rejimine dönüşün, hukukun temel prensiplerini nasıl yok ettiğini anlattı. Demokratik değerlerden ve kurumlardan uzaklaşan bir sistemin, baskı ve şiddetle yönetildiğini, bireylerin düşüncelerinden ve inançlarından dolayı hedef alındığını belirtti. Sokak röportajı nedeniyle gözaltına alınan Dilruba vakası gibi, yargının araçsallaştırılması ve siyasallaşması, hukukun üstünlüğünün zedelenmesine doğrudan neden olduğunu savundu. ‘Kimliği, siyasi görüşü, inancı veya cinsiyeti ne olursa olsun bu şiddet ayırt edilmeksizin uygulanıyor,’ diyerek, yargıda yaşanan adaletsizliğe dikkat çekti.

Yargının bağımsızlığını en çok tehdit eden unsurun, yargıya siyasi müdahaleler ve hakimlerin/savcıların talimatlarla iş yapması olduğunu vurgulayan Yılmaz, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanmamasına da dikkat çekti. Can Atalay ve Selahattin Demirtaş dosyaları gibi, önemli kararların uygulanmaması, yargının taraflı ve yandaş olduğunu gösterdiğini ifade etti. ‘Partili cumhurbaşkanlığı sistemi zaten en büyük sorun. Tarafsızlık yemini eden bir cumbaşkanının bir partinin genel başkanı olarak devam etmesi, bu ülkede bir şeylerin taraflı olduğunun en basit örneğidir,’ diyerek, yargının siyasi etkisine işaret etti.

Yılmaz, hukukun üstünlüğünün sağlanması için yargının bağımsız ve taraflı olması gerektiğini, ancak mevcut durumda bunun mümkün olmadığını belirtti. ‘Hukukun üstünlüğünün temelinde de yargının bağımsız ve taraflı olması gerekir. Eğer taraflı, yandaş, araçsallaşmış bir yargı varsa hukukun üstünlüğünden bahsedemezsiniz ki. Ve o zaman da güvende değilsiniz zaten,’ diyerek, yargının yeniden güvenilirliğe kavuşması için atılması gereken adımları vurguladı. ‘Ailem Güvende’ adı altında yürütülen gözaltı ve tutuklamaların, bireylerin güvende hissetmelerini sağlamak için hukukun üstünlüğünün şart olduğunu, adil, adaletli ve güvenli bir geleceğin ise hukukun üstünlüğünden geçtiğini söyledi. ‘Kutsal olan yaşamın kendisi değil. Kutsal olan adil bir yaşam, güvenli bir yaşam, adaletli bir yaşam, geleceği olan bir yaşam.’