Sanat dünyasının kalbinden bir yıldız söndü. Yıllar boyunca farklı rollerde, farklı ideallerle bir araya gelmiş, toplumsal değişimlere tanıklık etmiş bir hayatın sonunu yaşadık. Gülsen Tuncer, sadece bir oyuncu değil, aynı zamanda bir dönemin ruhunu yansıtan, mücadeleci bir sanatçıydı. Onun kaybı, hepimizi derinden sarstı, çünkü o, unutulmaz bir dost, bir mentor, bir ilham kaynağıydı.
Gülsen Tuncer’in hayatı, 1967’de Gülriz Sururi-Engin Cezzar Tiyatrosu’nda, “Kurban” oyununda yer alma anından itibaren, tiyatro sahnesinden sinemaya, televizyondan aktivizme uzanan bir yolculuktu. O, 68 hareketinin etkisiyle şekillenmiş bir kuşağın temsilcisiydi. Tiyatroda Aliye Rona, Güner Namlı, Ülkü Tamer gibi isimlerle birlikte geçirdiği yıllar, onun sanat anlayışını derinden etkilemişti. Zamanın ruhu, devrimci ideallerle, toplumsal adalete duyduğu bağlılıkla harmanlanmıştı. Onun hikayesi, sadece bir oyuncunun değil, aynı zamanda bir çağın hikayesiydi.
Gülsen Tuncer, sadece oyunlarda değil, film setlerinde de, televizyon ekranlarında da varlığıyla iz bırakmıştı. Engin Ayça’nın yapıtlarında 50 yıllık bir dostluk, “Aşk-ı Memnu”daki “Arsen Hanım” karakteriyle ise toplumsal bir tartışma yaratmıştı. Ancak o, sadece bir karakterden ibaret değildi. Onun sanatsal derinliği, toplumsal farkındalığı, onu bu rolün ötesine taşımıştı. Aynı zamanda, Atatürk sevdasıyla, soldan etkilenmiş bir aydın olarak, hayatının her alanında bu değerleri savunmuştu. 68 ruhunu yaşatmış, ezilenlere, emekçilere desteğini hiç esirgememişti.
Gülsen Tuncer’in mirası, 2018 yılında düzenlenen “1968: Yarım Asırlık Genç” sergisinde, Ataol Behramoğlu’nun moderatörlüğünü yaptığı panelde, “68 Kuşağının Kültürel, Sanatsal ve Sosyolojik Dalgaları” üzerine yaptığı konuşmayla taçlanmıştı. 2024’te Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin açılış kortejine Filistin bayrağı motifli atkısıyla katılarak, “Bizler biliyoruz ki her gecenin bir sabahı vardır. Ortadoğu’daki bu karanlık ve zulüm bir gün bitecek ve sabah olacak.” sözleriyle, dünyaya bakışını, umutlarını, direnişini bir kez daha gözler önüne sermişti. Onun bu sözleri, sadece bir film festivali için değil, tüm dünya için bir mesajdı. Gülsen abla, sen gittin, iyice eksildik. İçim yandı. Kedi sevgisiyle, küçük hediyeleriyle, dostluğuyla, her zaman hatırlayacağız.”}p>