Merkez Park Amfi Tiyatro’nun ihtişamlı atmosferinde, 33. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali’nin açılışı yapıldı. Ali İhsan Varol’un etkileyici sunumuyla kutlanan bu özel tören, sinema dünyasının önde gelen isimlerini bir araya getirdi. Orhan Kemal Emek Ödülleri, sinemanın ruhunu besleyen, yıllarca süren özverili çalışmaların meyvesi olarak kabul edildi.
Gecenin odak noktası, festivale adını veren ‘emek’ kavramıydı. Orhan Kemal’in, yoksulların ve Çukurova’nın iş gücünün hikayelerini kaleme alarak onları edebiyatın merkezine taşıyan mirası, ödül konuşmalarında günümüzün işçi sınıfının mücadelesiyle iç içe geçti. Suna Selen, Macit Koper ve Aydın Sayman gibi isimler, sadece bireysel başarılarını değil, aynı zamanda sinemaya yaptıkları değerli katkıları da bu anlamlı ödülle kutladı. Bu ödüller, sinemanın sadece bir sanat dalı olmadığını, aynı zamanda toplumun önemli bir parçası olan emekçi sınıfın sesini duyurmak için bir araç olduğunu gösterdi.
Suna Selen’in Orhan Kemal Emek Ödülü’nü kabul ederken dile getirdiği ifadeler, özellikle dikkat çekiciydi. “Sanat o kadar değerli ki... Kültürün, sanatın olduğu yerde başarı olur. Bunu icra eden değerli sanatçılar özgür olmalı. Esas sanat böyle olur” sözleri, sanatın özgürlüğüne ve ifade özgürlüğüne verilen önemi vurgularken, aynı zamanda sinema sektöründeki çalışanların haklarının savunulmasının önemini hatırlattı. Menderes Samancılar’ın ‘Film karanlıkta izlenir, hayat aydınlıkta devam eder’ sloganı ise, sinemanın sadece bir eğlence aracı olmadığını, aynı zamanda hayata dair umut ve aydınlık getiren bir yol gösterici olduğunu ifade etti. Gazze’deki acıların da dile getirildiği gecede, insanlığın ortak değerlerine dikkat çekilerek, barış ve adaletin tesis edilmesi gerektiği vurgulandı.
Güngör Geçer’in festivalin adındaki ‘koza’ ile sinema üretimi arasındaki ilişkiyi kuran, ‘emek’ kavramını merkeze alan konuşmaları, özel bir anlam taşıyordu. “Koza bir anda ortaya çıkmaz. Sabırla, iplik iplik, gün be gün örülür. Sinema da böyledir” sözleri, sinemanın yaratım sürecindeki uzun ve özverili çabaları, sanatçıların azimlerini ve toplumun sanata olan ilgisini öğütledi. Orhan Kemal’in Çukurova’nın işçi ve emekçileriyle kurduğu bağ, festivalin Adana’da verilmesiyle daha da önem kazandı. Bu ödüller, Orhan Kemal’in mirasını yaşatmanın, emekçi sınıfın sesini duyurmanın ve sinemanın sosyal sorumluluklarını yerine getirmesinin bir yolu olarak kabul edildi. Macit Koper’in ödülünü, maden işçilerine ithaf etmesi, sinemanın emek ve adalet mücadelesiyle sonsuza dek birleştiğini gösterdi.