Doğanın ve insanın iç içe geçtiği, pastoral bir arazide geçen ‘Süt Çiftliği’, İrem adındaki genç bir kızın, ailesini kaybettiği travmatik süreç ve bu travma sonrası yaşadığı duygusal yolculuğu konu alıyor. Film, ilk bakışta bir çocuk hikayesi gibi görünse de, aslında annelerinden ayrılan her canlının, yaşamın temelindeki yalnızlık, özlem ve çaresizlikle nasıl başa çıktığını inceliyor. İrem’in, trafik kazasında ailesini kaybederek babaannesinin yanına yerleştiği süt çiftliğindeki deneyimleri, onun iç dünyasındaki boşluğu ve kayıp anılarına sığınma çabasını gözler önüne seriyor.
Hikaye, İrem’in 12 yaşındaki masumiyetini ve hayata karşı olan inancını yansıtıyor. Annesi ve babasıyla olan videoları, onun için bir tür sığınağa dönüşürken, bu videolar aracılığıyla onun ailesiyle olan bağını ve duygusal ilişkilerini anlamaya başlıyoruz. Film, İrem’in yaşadığı acının sadece onun için değil, aynı zamanda annelerinden ayrılan tüm canlılar için ne kadar yıkıcı olduğunu vurguluyor. Bu noktada, filmdeki hayvanların da yalnızlık ve çaresizlikle dolu bir yaşam sürdükleri anlaşılıyor.
Filmin merkezinde yer alan Halid karakteri ise, İrem’e zıt bir figür olarak karşımıza çıkıyor. Aynı yaşta ailesini kaybetmiş, savaş ve sürgün hayatının izlerini üzerinde taşıyan bir öksüz ve yetim çocuk. İrem’le tanışması, ikisinin arasında beklenmedik bir bağ kurulmasına ve birlikte yeni doğan hayvanları kurtarmak için çabalamalarına yol açıyor. Bu ortaklık, ikisinin de travmalarını aşmalarına ve yeniden umut bulmalarına yardımcı oluyor. Filmde, bu iki karakterin arasındaki bağ, insanın diğer canlılara karşı duyabileceği empati ve şefkati temsil ediyor.