Dijital çağın yükselen gücü, yapay zeka, hayatımızın her alanına nüfuz ederken, beraberinde önemli etik ve toplumsal soruları da getirdi. Bu dönüşüm sürecinde, yapay zeka sistemlerinin, insan toplumundaki cinsiyetçi kalıpları dijital ortama taşıyarak, kadın ve erkeklerin eşitlikçi deneyimlerini nasıl tehlikeye attığı konusunda farkındalık yaratmak kritik önem taşıyor. Algoritmaların önyargılı öğrenme süreçleri, mevcut eşitsizlikleri derinleştirme potansiyeli, dikkatli bir yaklaşım ve çözüm odaklı stratejiler gerektiriyor.
Yapay zekâ devlerinin, kontrolden çıkma uyarısı yapmalarına rağmen, insanlığın teknolojiye olan tutkusu, “yapay zeka tanrı” ütopyasına (veya distopyasına) koşar adım ilerlemesine yol açtı. Bu durum, teknolojinin potansiyel risklerini göz ardı etmemizi ve yapay zeka sistemlerinin geliştirme süreçlerinde toplumsal cinsiyet eşitliğine odaklanmamızı gerektiriyor. Geçmişte, “Bulutların Güneşe Bakan Yanı” kitabımda vurguladığım gibi, yapay zekânın kontrolsüz gelişimi, tehlikeli sonuçlara yol açabilir.
Yapay zekâ sistemlerinin, “işimizi mi kaybediyoruz, sanatımızı mı kaybediyoruz, düşünme yetimizi mi kaybediyoruz?” gibi soruları gündeme getirmesi, aslında yapay zekânın insan yaşamına entegrasyonuyla ilgili daha derin soruları da beraberinde getiriyor. Ancak, bu kayıp korkusu, yapay zeka sistemlerinin cinsiyetçi önyargıları nasıl besleyebileceği sorusunu yeterince sorgulamamıza engel oluyor. Çünkü öğrenme sistemi insan verilerine dayanan yapay zekâ, var olan toplumsal önyargıları ve kalıpları dijital ortama taşıyor ve bu nedenle kadınları ve erkekleri aynı göremiyor. Örneğin, yönetici veya mühendis rolleri genellikle erkeklerle eşleştirilirken, ev işleri ve çocuk bakımı ise kadınlara atanıyor. Haliyle bu pekiştirilmiş önyargılar da insan kaynakları, kredi onayları ve hukuki kararlar gibi alanlarda kadın ve erkek için yapay zekânın ayrıştırıcı davranmasına neden olabiliyor.
Birleşmiş Milletler Kadın Birimi’nin (UN Women) araştırmaları, yapay zekâ sistemlerinin %44’ünde toplumsal cinsiyet yanlılığı, %26’sında ise hem toplumsal cinsiyet hem de ırksal önyargı tespit edildiğini gösteriyor. Bu durum, yapay zekâ sistemlerinin, eğitildiği verilerin önyargılarını yansıtma eğiliminde olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Ayrıca, yapay zekâ araçlarını kullanmaya erkeklerden daha mesafeli yaklaşan kadınların, sistemlerin önyargılı olmasına karşı koyma potansiyelinin daha düşük olduğunu da gösteriyor. Bununla birlikte, yapay zekâ sistemlerinin, kadınların ve erkeklerin eşitlikçi deneyimlerini engelleyebileceği konusunda ciddi bir tehdit oluşturduğunu kabul etmek gerekiyor. UN Women’in araştırmasına göre, yaklaşık dörtte biri kadın insan hakları savunucuları, aktivistleri ve gazetecilerin yapay zeka destekli çevrimiçi şiddetle hedef alındığını ve %6’sı deepfake veya manipüle edilmiş görüntülerle hedef alındığını bildirmiş.
Yapay zekânın kadınlara karşı herhangi bir nefret beslemediği kesin olsa da, onu eğiten dünyada kadınlara karşı bir önyargı bulunduğunu inkar edemeyiz. Bu durum, yapay zeka sistemlerinin, toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamada önemli bir engel oluşturabileceği anlamına geliyor. Bu nedenle, yapay zeka sistemlerinin geliştirme süreçlerinde, toplumsal cinsiyet eşitliğine odaklanan, önyargıları azaltan ve kapsayıcı algoritmalar oluşturmaya yönelik çalışmaların yapılması gerekiyor.