Budapeşte, Tuna’nın iki yakasına uzanan, yüzyıllar boyunca farklı kültürlerin etkileşiminin sonucu olarak şekillenmiş, eşsiz bir metropol. 1541’den 1686’ya kadar Osmanlı egemenliği altında kalan Macaristan’ın başkenti, günümüzde ‘hamamlar ve kaplıcalar kenti’ olarak anılıyor. Bu dönemde Osmanlı’nın etkisi, şehrin mimarisine, kültürel yaşamına ve özellikle de termal suların kullanımına damgasını vurmuş. Roma İmparatorluğu’ndan miras kalan zengin termal kaynaklar, şehrin kalbinde yer alan yapılarla birleşerek Budapeşte’ye benzersiz bir kimlik kazandırmış,”
“Şehrin altında, 120 kaynaktan beslenen 30 bin metreküp termal su, her gün Budapeştelilere dinlenme ve tedavi imkanı sunuyor. Rudas ve Király gibi Osmanlı döneminden kalma hamamlar, günümüzde hala hizmet vermeye devam ediyor. Rudas hamamında, altı termal buhar banyosunun yanı sıra yüzme havuzu bulunurken, Király Hamamı sıcak su kaynağının üzerine inşa edilmediği için yeraltı borularıyla Lukás kaplıcasından su alıyor. 450 yıllık Király Hamamı, Budapeşteliler için gizli bir sığınak, stres atma ve yenilenme noktası olarak kabul ediliyor.”
“Budapeşte’nin tarihi, sadece termal sularıyla sınırlı değil. 1541 yılında, 1 Eylül’de Budin savaşında şehit düşen Bektaşi dervişi ve şair Cafer, yani ‘Gül Baba’, hoşgörüsü ve şahsiyetiyle kısa sürede kendini Macar halkının sevgisine girmeyi başarmıştı. Şeyhülislam Ebussuud Efendi’nin kıldırdığı cenaze namazına Kanuni Sultan Süleyman da katılmış ve Cafer, kesme taştan inşa edilmiş sekizgen türbesinde defnedilmişti. 1997 yılında Türk ve Macar hükümetlerinin işbirliğiyle yapılan restorasyonun ardından açılışa dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel de katılmıştı. Cafer’in türbesi, ‘Gültepe-Rozsadomb’ olarak adlandırılan tepenin zirvesinde yer alıyor ve Budapeşte’ye özgün bir bakış açısı sunuyor.”
“Budapeşte, sadece tarihi ve kültürel zenginlikleriyle değil, aynı zamanda mimarisiyle de dikkat çekiyor. Aziz Stephen Bazilikası, İmparator Franz Joseph tarafından 1906 yılında açılmış, Neo-Rönesans tarzındaki görkemli yapının kalbinde yer alıyor. 8 bin 500 kişi aynı anda ibadet edebilen bu bazilikada, Aziz I. Stephen’a adanmış, kesme taştan yapılmış kubbe salonu yer alıyor. Ayrıca, Tuna Nehri kıyısında 268 metre uzunluğunda, Neo-Gotik tarzında inşa edilmiş dev parlamento da Budapeşte’nin simgesi haline gelmiş. Bu yapı, Londra’daki Westminster Sarayı’nı andırıyor ve şehrin tarihi ve kültürel mirasını yansıtıyor. Şehrin en önemli turistik yerlerinden biri olan Buda tarihi, Veba Sütunu, Macar Ulusal Galerisi ve Tarih Müzesi, Kraliyet sarayı, Aziz Matthias Kilisesi ve Balıkçı Tabyası gibi tarihi yapılarıyla zenginleşiyor.”}