Siyasi arenada yeniden yankılanan bir tartışma, geçmişin tozlu sayfalarından gün yüzüne çıkarılıyor. İbret-i âlem olsun, yazarın 2001’deki bir yazısından, beş yıl sonra yeniden bir ışık tutuluyor. Bu, sadece bir yeniden yayınlama değil, aynı zamanda, ideolojilerin ve tarihin yorumlanmasının karmaşıklığını gözler önüne seren bir çalışmadır.

‘Kemalizm öldü’ şeklindeki iddialar, günümüz siyasetinde yeniden tartışılmaya başlandı. Bir akademisyenin, ‘Kemalizm’in dört korkusu’nunu sıralaması, bu tartışmanın merkezine yerleşiyor. Müslümanlık, Kürt kimliği, Marksizm ve Liberalizm gibi unsurların, ‘halkın büyük bir kesimini hedef aldığı’ iddiası, siyasi ideolojilerin nasıl manipüle edilebileceğinin bir örneği olarak karşımıza çıkıyor. Bu iddiaların, bir düşünürün ‘ipe sapa gelmez lafları’ olarak değerlendirilmesi, eleştirinin sınırlarını ve düşünce özgürlüğünün önemini bir kez daha vurguluyor.

Yazıda, ‘Kemalizm’in’ tanımı üzerinden bir meydan okuma yapılıyor. Tam bağımsızlık, ulusal egemenlik ve laiklik ilkelerinin, ‘değişmez kimliği’ olarak tanımlanması, bu ilkelerin günümüzdeki geçerliliğini sorgulamaya davetiye çıkarıyor. CHP’nin 2. kongresinde belirlenen altı okla ‘Kemalizm’in’ özdeşleştirilmesi, ideolojik dogmaların ne kadar kırılgan olabileceğini gösteriyor. Bu bağnaz ve takınaklı kafa yapısının, modern dünyada anlamını yitirdiği savunuluyor. ‘Cenaze kalkmıyor’ şeklindeki ifade, bu ideolojinin artık hayatta kalma imkanı olmadığını ima ediyor.