İzmir’de, Yardım ve Hizmet Gönüllüleri Derneği’nin eski başkanı A.Ç.’nin, dernekte bulunan kadın ve kız çocuklarına yönelik ciddi suçlamalarıyla yargılandığı davada beklenmedik bir gelişme yaşandı. Yaklaşık sekiz aydır tutuklu bulunan A.Ç., tanık ifadeleri ve kamera kayıtları karşısında, yaşı ve tutukluluk süresi gerekçesiyle mahkeme tarafından tahliye kararı verildi. Bu durum, mağdurların ve toplumun tepkisini üzerine çekti. Duruşma basına kapalı olarak ertelenirken, olayın karmaşıklığı ve ‘zina’ olarak kapatılmaya çalışılması iddiaları kamuoyunda büyük tartışmalara yol açtı.
Olayın merkezinde yer alan K.G isimli dernek yöneticisi, yaşananları ‘suç değil, zina’ olarak tanımlayarak, ‘Türkiye’de zina zaten suç değil, çağırırız, uyarırız, tövbe eder, olay kapanır’ şeklinde ifadelerle durumu normalleştirmeye çalıştı. Bu yaklaşım, mağdurların yaşadığı travmayı ve olayın ciddiyetini göz ardı etmesi nedeniyle eleştirilerin hedefi oldu. Mağdur annesi ise tanık olarak ifade verirken, oğlunun tacize maruz kaldığını ve A.Ç.’nin bu taciz eylemine maruz kaldığını belirtti. Bu durum, olayın sadece ‘zina’ üzerinden kapatılmasının, mağdurun yaşadığı acıyı ve güvensizliği tam olarak yansıtmadığını gösterdi.
Olayla ilgili olarak, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu İzmir Temsilcisi Tülin Osmanoğulları, mağdurların yaşadıklarına dair çarpıcı detaylar paylaştı. Mağdurların, tarikata ait evlerde internet kullanımının yasak olduğunu, kız çocuklarının okula gönderilmediğini ve şikayet ettiklerinde ‘kâfir’ dendiğini ve sürgüne gönderildiklerini anlattıklarını ifade etti. Ayrıca, tarikatın internet kullanımını yasaklaması ve kız çocuklarını okula göndermemesi, mağdurların olayın suç olup olmadığını bilememelerine neden olmuştu. Bu durum, olayın sadece ‘zina’ üzerinden kapatılmasının, mağdurların yaşadığı travmayı ve güvensizliği tam olarak yansıtmadığını gösterdi. Platformun temsilcisi, olayda yer alan yapay zekâ kullanımını da vurgulayarak, bu teknolojinin yaşananların suç mu yoksa zina mı olduğunu sormuş ve aldığı yanıtın, bunun dini değerler kullanılarak gerçekleştirilen bir cinsel saldırı olduğu yönünde olduğunu belirtti.
Bu karmaşık ve şok edici olay, toplumsal cinsiyet eşitliği, dini manipülasyon ve mağdur hakları gibi konuları yeniden gündeme getirdi. Mağdurların yaşadıkları travmalar, sadece bireysel bir olay olarak değil, aynı zamanda daha geniş bir yapı içindeki tehlikeleri ve sorunları da ortaya koyuyor. Olayın adil bir şekilde çözülmesi ve sorumluların hesap soraıması, benzer olayların önüne geçmek için kritik önem taşıyor.