Türkiye’de emekli sayısının sayısı, toplumsal bir gerçekliği yansıtacak kadar yüksek boyutlara ulaşmıştır. 17 milyonun üzerinde vatandaş, emeklilik haklarını elde etmiş olsa da, elde ettikleri gelirler, temel yaşam ihtiyaçlarını karşılamakta ciddi zorluklar yaşamalarına neden olmaktadır. Özellikle memur ve Bağ-Kur emeklilerinin durumları, ekonomik sıkıntılarla boğuşurken hayata tutunmalarını zorlaştırmaktadır. Bu durum, emeklilerin yaşam kalitesini düşürerek, sosyal adaletin sağlanması için önemli bir engel teşkil etmektedir.

Türkiye’de, Türk-İş’in hesaplarına göre, dört kişilik bir ailenin temel gıda harcaması için gereken ‘açlık sınırı’ yaklaşık 37 bin 388 lirayı aşmıştır. Bu cifra karşısında, birçok emeklinin aylıkları, temel ihtiyaçlarını karşılayacak düzeyde değildir. Özellikle büyük şehirlerde, orta haldeki bir evin kirası bile 30 bin liradan başlarken, emekli vatandaşların büyük bir bölümünün aylıkları, kira ödemesi bile yapamamakta, bu da yaşamlarını sürdürmekte ciddi zorluklar yaşamalarına neden olmaktadır. Bu durum, emeklilerin yaşam güvencesini ortadan kaldırarak, onları yoksulluğun eşiğine itmektedir.

Siyasi iktidarın, emekli aylıklarına yönelik düzenlemeleri, mevcut durumu iyileştirmek yerine, sınırlı artışlarla yetinmesi, emekli vatandaşların umutsuzluğunu artırmaktadır. Mevzuattaki artışlar, emeklilerin enflasyonla mücadele gücünü zayıflatmakta, yaşam standartlarını düşürmektedir. “En düşük aylık” uygulaması, farklı prim ödeme sürelerine rağmen tüm emeklilerin eşitlenmesiyle sonuçlanmakta, bu da uzun vadede daha büyük adaletsizliklere yol açmaktadır. Bu durum, daha fazla ve daha uzun süre prim ödeyen emeklilerin, daha az ve daha kısa süre prim ödeyen emeklilerle aynı durumda kalmasına neden olmaktadır.