Avrupa Birliği’nin, ithal edilen ürünlerin karbon ayak izini ölçerek uyguladığı ‘Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’ (SKDM), uluslararası ticaretin geleceğini şekillendiren bir dönüm noktasında. Dünya Ticaret Örgütü’nün (DTÖ) Anlaşmazlıkların Halli Organı, Rusya’nın talebi üzerine, bu düzenlemeyi ve Avrupa Birliği’nin Emisyon Ticaret Sistemi’ni (ETS) inceleyecek bir panelin kurulmasına karar verdi. Bu gelişme, Türkiye’nin demir-çelik, alüminyum, çimento ve gübre gibi güçlü ihracat sektörlerini doğrudan etkileyerek, rekabet avantajlarını ve pazar erişimlerini yeniden değerlendirme fırsatı sunuyor.
Rusya’nın başlattığı uyuşmazlık süreci, AB’nin SKDM’nin DTÖ’nün kurallarına uygunluğunu sorgulamasına neden oldu. Moskova, düzenlemenin AB’ye ithal edilen ürünler üzerinde önemli ticaret engelleri yarattığını ve AB’nin Emisyon Ticaret Sistemi’nde şirketlere verdiği ücretsiz tahsisatların rekabet avantajı oluşturduğunu savunuyor. Bu durum, AB’nin düzenlemeyi savunma stratejisini de etkileyecek ve DTÖ’nün karar alma sürecinde önemli bir rol oynayacaktır. Türkiye’nin bu süreçteki konumunun belirlenmesi, hem ihracatçılar hem de ticaret politikaları açısından kritik öneme sahip.
Türkiye’nin bu karmaşık ortama dahil edilmesi, özellikle AB pazarına yönelik ihracat yapan şirketler için yeni bir meydan okuma anlamına geliyor. SKDM’nin uygulanmaya başlamasıyla (1 Ocak 2026), Türkiye’nin demir-çelik, alüminyum, çimento ve gübre sektörlerindeki firmaları, üretim süreçlerinde ortaya çıkan karbon emisyonlarını doğru bir şekilde hesaplayarak Avrupa’daki ithalatçılara aktarmak zorunda kalacak. Bu, düşük karbonlu üretim yöntemlerini benimseyen şirketler için rekabet avantajı yaratabilirken, yüksek karbonlu üretimde maliyet artışına neden olabilir. Bu durum, Türkiye’nin ihracat stratejilerini yeniden şekillendirme ihtiyacını doğuracaktır.
DTÖ’nün üçüncü taraf katılımcıları arasında yer alan birçok ülke de bu süreci yakından takip ediyor. ABD, Çin, İngiltere, Japonya, Kanada, Hindistan, Güney Kore ve Suudi Arabistan gibi ülkelerin, düzenlemenin sonuçlarını değerlendirerek kendi ticaret politikalarını buna göre ayarlamaları bekleniyor. Türkiye’nin, bu küresel ticaret savaşının içinde yer alması, ihracatçılar için yeni pazarlar bulma ve karbon yoğun ürünlerin AB’ye ihracatı konusundaki riskleri yönetme konularında daha stratejik bir yaklaşım gerektirecektir. Bu durum, Türkiye’nin uluslararası ticaret politikalarını yeniden gözden geçirme ve sürdürülebilir kalkınma hedefleriyle uyumlu bir strateji oluşturma sürecini hızlandırabilir.