İstanbul’un Çatalca ilçesi sınırları üzerindeki Gümüşpınar kalker madeni operasyonu, uzun süren hukuki mücadelelerin ardından önemli bir zaferle sonuçlandı. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü’nün, Madkim Maden ve Kimya Sanayi ve Ticaret’e 2017 yılında verilen ve projenin ÇED gerekliliğini ortadan kaldıran kararın, yasal geçerliliğini yitirdiği resmi bir açıklamayla ilan edildi. Bu karar, çevreye duyarlı sivil toplum örgütleri ve bölge halkı tarafından uzun süredir beklenen bir gelişmeydi.
ÇED Yönetmeliği’nin temel prensipleri uyarınca, “ÇED gerekli değildir” olarak değerlendirilen projelerde, belirli bir süre içinde (genellikle beş yıl) yatırımın başlamaması durumunda bu kararların geçersiz hale geldiği bilinmektedir. Bu çerçevede, İstanbul Valiliği daha önce Madkim’in ruhsatlı alanındaki bir yolun yapım çalışmalarını, projenin “fiili müdahalesi” olarak yorumlamış ve bu durum, tartışmalara zemin hazırlamıştı. Ancak, Orman Genel Müdürlüğü’nün detaylı incelemesi sonucunda, yol çalışmalarının, şirketin ruhsat sahasına ait bir yatırımın parçası olduğu ortaya çıkmıştır. Bu durum, Valiliğin daha önceki kararını sorgulamaya yol açmış ve hukuki bir değerlendirme sürecini başlatmıştı.
Danamandıra Köyü Yardımlaşma Dayanışma ve Çevre Koruma Derneği’nin, yolun projenin kapsamına girmediğini savunması ve bu konuda yapılan incelemeler, konunun karmaşıklığını daha da artırmıştı. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın raporunda, yolun 20062617 numaralı ruhsat ile bağlantılı olduğu ve şirketin ruhsat sahasına yönelik bir yatırımın parçası olduğu açıkça belirtilmiştir. Bu tespitin ardından, İstanbul Valiliği, 11 Temmuz 2025 tarihli “ÇED belge geçerli” görüşünü iptal ederek, ÇED Yönetmeliği’nin 17. maddesi uyarınca, 27 Kasım 2017’de verilen “ÇED gerekli değildir” kararını da kesin olarak “geçersiz” ilan etmiştir.
Bu önemli kararın, ilgili kamu kurumlarına, şirkete ve Danamandıra Köyü Yardımlaşma Dayanışma ve Çevre Koruma Derneği’ne 14 Eylül 2026 tarihinde resmi yazıyla duyurulması, çevre düzenlemelerinde ve yasal süreçlerde şeffaflığın ve hesap verebilirliğin önemini bir kez daha vurgulamaktadır. Bu gelişme, benzer projelerde benzer sorunların yaşanmaması için gerekli olan hukuki ve çevresel değerlendirmelerin daha dikkatli yapılması gerektiğini göstermektedir.