Eylülün son nefesi gibi yaklaşan günlerde, Adana'nın kavurucu sıcağı altında bir trajedi yaşandı. Otuz altı yaşındaki Cevat Yurdakul, hayatının son anlarına kadar otomobiline binmeye hazırlanırken, ölümün acı haberiyle karşı karşıya kaldı. 28 Eylül 1979'da hayatını yitiren Yurdakul, o günlere kadar Adana Emniyet Müdürlüğü görevini yürütürken, aynı zamanda kentteki yükselen şiddet sarmalına karşı durmaya çalışan bir kamu görevlisiydi. Bu olay, Türkiye'nin modern tarihine, bir emniyet müdürü üzerindeki terörün ilk örneği olarak geçti.
Yurdakul'un vefatı, Adana sokaklarını adeta bir felakete sürükledi. Halk, sorumluların derhal bulunmasını talep ederken, sadece bir devlet memurunun değil, kentteki huzursuzluğu bastırmaya çalışan bir vicdanın da hedef alındığını fark etti. Cumhuriyet gazetesi yazarlarından Uğur Mumcu, o dönemde Yurdakul'un ölümünden sonra ortaya çıkan soruları gündeme getirerek, “Adana Emniyet Müdürünün elindeki belgelerin titizlikle incelenmesi gerekmektedir” diyordu. Mumcu'nun bu çağrısı, o dönemde hükümetin aciliyetini kavramakta geciktiği bir gerçekti. Mumcu'nun talebi, Yurdakul'un ölümünden 24 yıl sonra gerçekleşemedi ve Türkiye'nin yakın tarihine adeta bir ‘olmayacak’ cümlesi olarak tarihe kazınmıştır.
Bu trajik olay, sadece Yurdakul'un hayatını sonlandırmakla kalmadı, aynı zamanda Türkiye'nin karanlık dönemine ışık tutan bir perde oldu. ‘Memories of Murder’ filminin hikayesi gibi, Yurdakul'un ölümünün ardındaki cevaplar uzun yıllar boyunca aranmadı. Cinayetlerin çözüme kavuşmaması, adaletin tecelli etmemesi, karanlığın içinden yeni karanlıkların çıkması gibi durumlar, Türkiye'nin siyasi ve toplumsal atmosferini daha da ağırlaştırdı. Filmde olduğu gibi, bir insan öldükten sonra, onu öldürenin kimliği ve motivasyonları uzun yıllar boyunca belirsiz kaldı.
Cevat Yurdakul'un mirası, sadece o gün hayatını kaybeden adamla sınırlı kalmadı. Onun ailesi, dostları ve kent halkı, Yurdakul'un unutulmamasını sağlamak için çabaladı. Ülker teyze, eşi Cevat Yurdakul'un hayatının ve ölümünün ardından onu asla unutmadı. Olayın ardından hayatını yitiren Yurdakul'un evlatları Ali ve Ayçil, babalarının anısını yaşatmak için çalışmalarını sürdürdü. Yurdakul'un hikayesi, Türkiye'nin unutulan sayfalarına düşmüş bir aydınlık olarak, günümüzde de yankılanmaya devam ediyor.”}çıkarken, kimi işine giderken, kimi otomobiline binerken, kimi bir sabah gazetesini almak üzere kapısından çıktığında öldürüldü. Her ölümün ardından aynı sözcükler söylendi: “Unutmayacağız.” Sonra hayat devam etti. Çocuklar büyüdü, eşler yaşlandı, anneler babalar öldü. Dosyaların üzerini toz kapladı. Unutmayacağız denilen insanların fotoğrafları yıldönümlerinde gazetelerin küçük köşelerinde yeniden göründü. Oysa ölüm yalnızca öldürülen insanın hayatını sona erdirmez. Asıl uzun hikâye çoğu zaman bundan sonra başlar. Küçük tarih ise geride kalanların evlerinde saklıdır. Resmi tarih cinayetin tarihini kaydeder; ailelerin hafızası ise ertesi sabahı. Yurdakul’un tarihi ise bugün eşi Ülker teyzenin, evlatları Ali ve Ayçil’dedir.”