Yarımadanın geleceği, bir ücret meselesi değil, derin bir stratejik hatadır. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın imzasıyla yürütülen, İzmir-Çeşme ve Aydın otoyollarının da aralarında bulunduğu devasa bir ulaşım projesinin özelleştirilmesi, bölge halkının gönüllerine işlemiş değerleriyle çelişiyor. Bu karar, yalnızca bir geçiş ücretinin artışını değil, aynı zamanda yarımadanın ekonomik ve sosyal dokusunu derinden sarsma potansiyeli taşıyor.
Çeşme, Urla ve Karaburun gibi kentlerin, sendikaların ve derneklerin ortak tepkisi, Danıştay’a yönlendirilen üç ayrı dava ile birleşmiş durumda. Kent konseyleri, otoyolun, Urla’dan, Çeşme’den, Karaburun’dan ve Seferihisar’dan İzmir’e her gün yola çıkan memur, işçi, sağlık ve eğitim çalışanının temel arter olduğunu vurguluyor. Bu yol, aynı zamanda enginarını, balığını pazara götüren üreticinin ve yarımadanın malını taşıyan esnafın da vazgeçilmez bir bağlantısıdır. Sürdürülebilir turizmin de can damarı olan bu otoyolun özelleştirilmesi, bölge halkının yaşamını ve ekonomik faaliyetlerini derinden etkileyecektir.
Ahmet Güler, Çeşme Kent Konseyi Başkanı olarak, bu kararın arkasındaki mantığı sorgularken, “Yarımada’nın kent konseyleri, sendikaları, dernekleri ve platformları olarak tek bir sesle konuşuyoruz: İzmir–Çeşme Otoyolu’nun ve tüm diğer otoyolların ve köprülerin özelleştirilmesine karşıyız! Otoyol özelleştirmesine karşı Türkiye’deki ilk protestoyu biz başlattık. Otoyol özelleştirmesine karşı Türkiye'deki ilk protestoyu bu yıl Şubat ayında yine burada, Çeşme'de biz başlattık” diyerek, bu kararın sadece geçiş ücretlerinde değil, aynı zamanda halkın vergileriyle yapılmış kamu varlıklarının kontrolünü kaybetmek anlamına geldiğini vurguladı. Bu durum, otoyolun gelirlerinin özel şirketlere aktarılması ve halkın menfaatlerine hizmet etmeyerek, bölge halkının yaşam maliyetini artırabileceği endişesini yaratmaktadır.