Sovyetler Birliği’nin Orta Asya’daki kurak toprakları tahıl üretim merkezi haline getirme çabası, 1954’te başlayan Bakir Topraklar Kampanyası ile şekillendi. Nikita Kruşçev liderliğindeki bu girişimin temel amacı, bölgede buğday verimini artırmak ve kıtlık sorununa çözüm bulmaktı. Ancak, bu devasa proje, uzun vadede doğa ve toprak üzerinde ciddi sonuçlar doğurarak, bölge için 72 yıl sonra ödenmesi gereken büyük bir fatura hazırladı.
1954-1963 döneminde 45 milyon hektarlık doğal bozkır, tarıma açıldı. Bu genişleme çabası kısa sürede yüksek verimlere yol açtı ve 1956’da 64 milyon ton civarında tahıl elde edildi. Fakat bu başarı, karbon salınımının 1,6 gigatonluk bir seviyeye ulaşmasıyla dengelenmişti. Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte arazilerin büyük bir kısmı terk edilmiş ve topraklar, doğal çayır formuna geri dönmüştür. Bu durum, tarımsal baskının uzun vadeli etkilerini gözler önüne seriyordu.
Günümüzde, bölgedeki tarım arazileri ciddi erozyona maruz kalmış durumda. Kazakistan’da yaklaşık 30 milyon hektarlık alan, erozyonun etkilerine karşı savunmasızken, bu durumun yarısı rüzgar, diğer yarısı ise su yoluyla gerçekleşiyor. Üst toprakların kaybı, arazilerin verimsizleşmesine neden olurken, çölleşme sürecini de hızlandırarak, bölgedeki ekosistemleri tehdit ediyor. Toprak verimliliğindeki düşüş, aynı zamanda verim oranlarını da olumsuz etkilemiş ve tuzlanma oranlarının artmasına yol açmıştır.
Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) verilerine göre, Kazakistan’ın yaklaşık %75’i erozyon, tuzlanma veya besin kaybı gibi sorunlarla mücadele ediyor. Bu durum, bölgedeki tarımsal üretimi ciddi şekilde kısıtlamakta ve sürdürülebilir tarım uygulamalarını hayata geçirme ihtiyacını artırmaktadır. Toprakların bozulması, sadece tarımı değil, aynı zamanda bölgedeki doğal kaynakları ve ekosistemleri de tehdit ediyor. Bu durum, bölge için uzun vadeli bir çevresel ve ekonomik sorun teşkil etmektedir.”} att:true