İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'ndaki temasları sırasında İngiltere ve Avrupa ülkelerine yönelik sert eleştirilerde bulundu. Özellikle Orta Doğu’daki mevcut istikrarsızlığın kökenlerini ve bu istikrarsızlığa katkıda bulunan aktörleri açıkça belirterek, hesap verebilirlik çağrısında bulundu. Bu görüşmeler, bölgesel güvenlik ve insan hakları konularında önemli bir platform oluşturdu.
Arakçi, İngiltere Dışişleri Bakanı Ed Miliband ile yaptığı açıklamada, bölgedeki güvenliğin, ABD ve İsrail’in Avrupa ülkelerinin desteğiyle gerçekleştirdiği operasyonlardan kaynaklandığını ve bu durumun İran, bölge ve küresel güvenlik üzerinde ciddi sonuçlar doğurduğunu vurguladı. Ayrıca, İngiliz hükümetinin Orta Doğu’da “işgalci ve terörist bir rejimin” kurulmasında ve sürdürülmesinde oynadığı rolü de eleştirerek, bu rolü nedeniyle sorumluluk almalarını talep etti. Bu eleştiri, İngiliz politikasının İran ve bölgesel dinamikler üzerindeki etkisini yeniden gündeme getirdi.
İran Dışişleri Bakanı ayrıca, Avrupa ülkelerinin İran’a yönelik “yıkıcı ve sorumsuz” yaklaşımlarını değiştirmesini talep ederek, diğer ülkelerin iç işlerine müdahale etme ve insan haklarını araçsallaştırma girişimlerini kınadı. İngiltere ve Avrupa’nın Filistin meselesine yaklaşımını da eleştirerek, İsrail’in Filistin halkına yönelik suçlarını durdurmak ve Kudüs’ü başkent ilan eden bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasına yardımcı olmak gibi uluslararası sorumluluklarını yerine getirmelerini talep etti. Özellikle, İsrail’in Lübnan, Suriye ve diğer ülkelere yönelik saldırganlıklarının bölgedeki istikrarsızlığı körüklediğini ve bu saldırılara karşı uluslararası bir çözüm bulunması gerektiğini ifade etti.
Arakçi’nin Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati ile yaptığı görüşmede Filistin meselesine odaklanarak, İslam ülkeleri ve tüm uluslararası toplumun Filistin halkına yönelik soykırımı durdurma konusunda uluslararası ahlaki ve hukuki sorumluluğunu vurguladı. ‘Filistin sorunu, çağdaş dünyanın en büyük insani ve ahlaki krizidir’ diyerek, bölge ülkeleri arasında koordineli bir şekilde hareket etmeyi ve Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkını desteklemeyi talep etti. Bu görüşmeler, özellikle Filistin sorununun çözümüne yönelik uluslararası çabaların yeniden canlandırılmasına katkıda bulunma potansiyeli taşıdı.’