Türkiye’nin Ege kıyısında, yıllardır tamamlanmayı bekleyen bir vizyon: Kuzey Ege Çandarlı Limanı. 1976’da hayata başlaması planlanan bu devasa yapım, 50 yılın ardından sadece bir liman olmaktan öteye geçerek, siyasi vaatler, kamu harcamaları ve doğal afetler gibi birçok unsurun kurgulandığı karmaşık bir hikayeye dönüştü. Başlangıçta Yunanistan’ın Pire Limanı’na rakip olacak şekilde inşa edilmesi hedeflenen liman, yıllar sonra farklı bir rotaya sapmış durumda.

1976’dan 2011’e uzanan süreçte, Çandarlı Limanı’nın temelleri birçok kez atıldı ve yıkıldı. 2011 seçimlerinde İzmir’e sunulan 35 projeden biri olarak öne çıkan liman, dönemin Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım tarafından 12 milyon TEU kapasiteli dünyanın ilk 10 limanı arasında yer alacağı iddia edildi. Ancak, zemin etüdünün yetersizliği, dalgakıran ve rıhtım kazıklarındaki sorunlar nedeniyle inşaat sürekli olarak durma-başlama halindeydi. Hükümetler tarafından uygulanan ‘yapış-devret’ modelinin başarısızlıkla sonuçlanması, projenin geleceği için belirsizlik yaratmıştı. İhaleye teklif veren çıkmaması üzerine liman kapasitesi 4 milyon TEU’ya düşürülerek, yatırımın atıl kalması sağlandı.

2019’da çıkarılan Kıyı Kanunu’nun hükümlerinden muafiyet düzenlemesi, projenin önündeki hukuki engelleri aşmaya yönelik bir girişim olarak değerlendirilmiş olsa da, Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildi. 2020’de meydana gelen İzmir depremi ise limanın altyapısında ciddi hasarlara neden oldu. Dalgakıran blokları arasındaki açılmalar, yapıda deformasyonlara yol açarak, limanın geleceği hakkında ciddi soru işaretleri yarattı. Bu durum, limanın sadece bir yapısal sorunla değil, aynı zamanda ekonomik ve stratejik bir dönüşümün eşiğinde olduğunu gösteriyor.