Yüzlerce yıl önce modern hayatın karmaşasına karşı çıkışla şekillenen bir düşünce, 1960’ların sonlarında yeryüzüne yansıdı. Binlerce Amerikalı, şehirlerin ve banliyölerin sunduğu konforu reddederek, doğayla iç içe, kendi kurallarıyla yaşamayı hedefleyen bir hareketin parçası olmak istiyordu. Bu ‘Yeraltı Dünyası’ hareketi, o dönemde bireysel özgürlük, sürdürülebilirlik ve alternatif yaşam biçimleri üzerine tartışmaların temelini oluştururken, günümüzde de benzer ideallerin savunucularına ilham vermeye devam ediyor.
David Jacob Kramer ve Michael Schmelling adlı iki araştırmacı, yarım asırlık bir arayışla, Kuzey Kaliforniya’nın derinliklerinde, 1970’lerin ‘Toprağa Dönüş’ hareketinin son temsilcilerini bulmayı başardı. Bu sıra dışı topluluklar, ormanların içinde, kendi elleriyle inşa ettikleri evlerde, modern hayatın getirdiği stres ve karmaşadan uzak, basit ve anlamlı bir yaşam sürüyorlardı. Evlerinin duvarları, geri dönüştürülmüş malzemelerden yapılmış, yiyecekleri kendileri yetiştiriyor, enerji ihtiyaçlarını ise yenilenebilir kaynaklardan karşılıyordu. Bu topluluklar, sadece fiziksel olarak ormanda değil, aynı zamanda zihinsel olarak da kendilerine ait bir dünya yaratmışlardı.
Proje, Kramer ve Schmelling’in yorulmak bilmeden gerçekleştirdiği saha çalışmalarına dönüştü. Yıllarca süren araştırmaları sonucunda, 40’tan fazla kişinin sözlü tarih anlatımını içeren “El Yapımı Ütopya” adlı kitapta yer buldular. Ancak bu yolculukta birçok zorlukla karşılaştılar. Yaşlı topluluk sakinlerinin, küçülen evlerini ayakta tutma mücadelesi, hükümetlerle yaşanan anlaşmazlıklar, orman yangınları ve kuşak değişimleri, yaşamlarını daha da zorlaştırıyordu. Ayrıca, dışarıdan gelen ziyaretçilere karşı temkinli olan bu topluluklar, araştırmacıların işini oldukça karmaşık hale getiriyordu. Bazı topluluklar, zamanla kaybolmuş, sakinleri ya yaşlandı ya da başka yerlere göç etti.
Bu proje, sadece iki araştırmacının değil, aynı zamanda bu toplulukların sakinlerinin de hayatlarına dokundu. Diana Wiedemann, 1973 yılında Trillium adlı lezbiyen komününe katılarak kadınların öncülüğünde marangozluk topluluğunun kurucu ortağı oldu. Dan Borghi ise kızları büyüyüp yerel bir liseye başladıklarında, 30 yıl boyunca seyyar bir kereste fabrikası işletti. Kramer ve Schmelling’in çalışmaları, bu insanların hikayelerini gün yüzüne çıkarmak ve bu hareketin mirasını yaşatmak için önemli bir adım oldu. Bu sıra dışı yaşam hikayeleri, modern toplumun değerlerine dair sorgulamalarımızı yeniden başlatmaya ve sürdürülebilir bir geleceğe yönelik çabalarımızı güçlendirmeye yardımcı olabilir.