Günümüz dünyasında, özellikle gençlerin sosyal hayatında yalnızlık, eskiden sadece tek başına olmakla açıklanamayan karmaşık bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. OECD’nin detaylı PISA 2022 Türkiye verileri, 15 yaş grubundaki öğrencilerin %28’inin okulda yalnız hissettiğini, %26’sının ise dışlanmış veya yabancı hissederek, bu durumun ne kadar yaygın olduğunu gözler önüne seriyor. Buna ek olarak, 2022 Aile ve Yalnızlık Araştırması’nın bulguları, 18-24 yaş aralığındaki gençlerin %40’ının, kendilerini sık veya sürekli olarak yalnız hissettiğini ortaya koyarak, bu sorunun genç nesiller için ciddi bir meydan okuma olduğunu vurguluyor.
Bu kritik tabloya ışık tutan Master Certified Coach (MCC) Dr. Elgiz Henden, gençlik dönemindeki yalnızlığın sadece arkadaş sayısıyla ölçülemeyeceğini, temelinde ilişkilerin niteliği ve bireyin kendisini ait ve güvende hissetme ihtiyacıyla ilgili olduğunu vurguluyor. Henden’e göre, “Bir gencin yüzlerce sosyal medya takipçisi olabilir, sürekli mesajlaşabilir ve online etkileşimde bulunabilirken, zorlandığında güvenle açılabileceği, kendisi gibi hissedeceği ve kabul edildiğini hissedeceği gerçek bir ilişkiye sahip olması, yalnızlık deneyimini ortadan kaldırmanın anahtarıdır.”
Okul hayatının yeniden başlamasıyla birlikte, gençlerin sosyal dinamiklerinde meydana gelen değişiklikler, bu yalnızlık sorununu daha da belirgin hale getirebiliyor. Dr. Henden, daha önce keyifle katıldığı spor kulüplerinden, arkadaş buluşmalarından veya diğer sosyal aktivitelere uzaklaşan, teneffüsleri yalnız geçirmiş, grup çalışmalarından kaçınan, okula devamlılıkta sorunlar yaşayan ve “Kimse beni istemiyor” gibi ifadeler kullanan gençlerin dikkatli olunması gerektiğini belirtiyor. Bu tür davranışlar, gençlerin sosyal izolasyonunu ve yalnızlık duygusunu derinleştirebileceğinin bir göstergesi olabilir.
Sağlık Örgütü’nün 2025 tarihli raporları, zorbalık, sosyal izolasyon ve yalnızlık arasında karşılıklı bir ilişki olduğunu vurgularken, ekran süresinin tek başına yalnızlığın göstergesi olmadığını da hatırlatıyor. Dr. Henden’e göre, “Önemli olan ‘kaç saat telefon kullanıyor?’ sorusundan ziyade, telefon kullanımı sırasında kiminle etkileşim kuruluyor, hangi aktiviteler yapılıyor ve sonrasında bireyin nasıl hissettiği sorularını sormak gerekiyor.” Ebeveynlere ise çocuklarını yargılamak yerine, onların duygularını anlamaya çalışarak, “Son zamanlarda eskisi kadar arkadaşlarınla görüşmediğini fark ettim, bu sana nasıl hissettiriyor?” gibi yargılamayan bir iletişim kurmaları öneriliyor. Dr. Henden, iletişimde çoklu temasın, bireyin kendini güvende ve kabul görmüş hissetmesini sağlayacağını belirtiyor.”