Bağlar ilçesinin kalabalık bağları ve yemyeşil tarlaları arasında, Tavşantepe mahallesinin sakinleri, 21 Ağustos 2024’te kaybolan 8 yaşındaki Narin Güran’ın trajik hikayesini unutmamışlardı. O günden bugüne, Narin’in cinayeti, yerel halkın kalbine ve zihnine kazınmış, adalet arayışını da hiç bitirmedi. Narin’in cansız bedeni, 19 Eylül’de mahalleye yakın Eğertutmaz Deresi’nde bulunmuş ve bu olay, Bağlar’ın huzurlu yaşamına gölge düşürmüştü.
Mahkeme, Narin’in annesi Yüksel Güran, amcası Salim Güran ve ağabeyi Enes Güran’a ‘iştirak halinde çocuğa karşı kasten öldürme’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası vermişti. Ayrıca, Narin’in cansız bedenini dereye atan komşuları Nevzat Bahtiyar’a da ‘suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme’ suçundan 4 yıl 6 ay hapis cezası verilmişti. Yargıtay’ın kararları, Güran ailesine verilen cezaları onamış olsa da, Bahtiyar’ın farklı bir suçtan yargılanmasına yol açmıştı. Bu durum, davada karmaşıklık ve belirsizlik yaratmıştı.
Yeniden yargılanan Nevzat Bahtiyar, 17 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı. Ancak, bu durumun ardından, Narin Güran davası üzerinde yeni bir etki yarattı. Diyarbakır Sulh Ceza Hakimliği’nce, Yargıtay’ın kesinleşmiş yargı kararına rağmen, davada dezenformasyon yaydığı tespit edilen 99 sosyal medya hesabına erişim engeli getirildi. Bu hamle, dijital platformlardaki yanlış bilgilerin yayılmasının ve kamuoyunu yanıltmanın önüne geçilmesine yönelik bir adım olarak değerlendiriliyor.
Bu olay, sadece bir cinayet davasının ötesinde, dijital çağda adalet arayışının nasıl değiştiğini ve sosyal medyanın rolünü sorgulamamıza neden oluyor. 99 hesabın engellenmesi, dezenformasyonla mücadelede teknoloji şirketlerinin ve yargı yetkililerinin işbirliğini daha da önemli hale getiriyor. Narin Güran vakası, adalet arayışının yanı sıra, dijital suç ve kamu güvenliği arasındaki hassas dengeyi yeniden gözden geçirme ihtiyacını da beraberinde getiriyor.