Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Numan Kurtulmuş, ülkenin geleceği için şekillenen kritik süreçlerde Meclis’in rolüne dair önemli bir değerlendirme yaptı. Bu değerlendirmede, terörle mücadele sürecinin yanı sıra, bölgedeki stratejik hedeflere ulaşmada Meclis’in denetleyici ve uzlaşmacı rolüne odaklanıldı. Özellikle, kanunların uygulanmasının takip edilmesi, güvenlik kurumlarının operasyonlarının hukuki zeminde değerlendirilmesi ve yeni yasal düzenlemelerin mutabakatla oluşturulması gibi üç temel sorumluluğun altı çizildi.

Kurtulmuş, Ortadoğu Araştırmaları Merkezi’nin (ORSAM) yayın organındaki bu görüşmede, Terörsüz Türkiye hedefinin sadece bir güvenlik operasyonu olmadığını, aynı zamanda milli iradenin açık denetiminde ilerleyen, toplumsal bütünleşmeyi hedefleyen bir süreç olduğunu vurguladı. Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun, farklı siyasi görüşleri bir araya getirerek, toplumsal uzlaşıyı sağlamada oynadığı kritik rol de belirtildi. Bu komisyonun, 21 oturum boyunca gerçekleştirdiği tartışmaların, acıların yarışını engelleyerek, fikirlerin ve tavsiyelerin dikkatle değerlendirilmesini sağladığı ifade edildi.

Komisyon tarafından kabul edilen ve 467 milletvekilinin desteğini alan Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi Kanunu, sadece toplumsal talebi parlamenter iradeye dönüştürmediği gibi, Meclis’in demokratik gücünü de somutlaştırdı. Bu süreçte, partilerin neredeyse tamamının sürecin her aşamasında yer alması, milletin siyasi sahipliğinin sağlanmasına katkıda bulundu. TBMM’nin, harici bir “üçüncü göz”e ihtiyaç duymadan, milli imkanlarını kullanarak bu zorlu süreci yönetme yeteneği, uluslararası arenada da dikkat çekti. Yeni dönemde, kanunun uygulanmasının denetimi, güvenlik kurumlarının faaliyetlerinin hukuki kontrolü ve yeni yasal düzenlemelerin oluşturulması gibi üç temel mesuliyet, Meclis’e devredildi.

TBMM Başkanı Kurtulmuş, bu mesuliyetlerin, kanunun kalıcı neticelerini, adil uygulamaları, yargısal güvenceleri ve siyasi nezaketi sağlayacağını vurgulayarak, Meclis’in Türk’ün gururu ile Kürt’ün onurunu aynı hukukta koruyan müşterek bir yaşamı kurumsal hale getirme görevini yerine getireceğine inanç belirtti. Ayrıca, bölgedeki mezhepçi ayrışmalara ve etnik fay hatlarına dikkat çekerek, İsrail’in Gazze saldırıları gibi gelişmelerin, Türkiye’nin bölgesel güvenliğe katkısını daha da artırdığını ifade etti. Türkiye’nin, birlik ve beraberlik içinde kardeşlik hukukunu güçlendirmesiyle, bölgesinde uygulanan parçalama projelerine karşı daha etkili bir merkez haline geleceği vurgulandı.”}p>”