Gazze Şeridi’nin geleceği, artık sadece askeri çatışmaların ve yıkımın boyutlarıyla sınırlı kalmıyor. Bölgedeki su kaynaklarının sistematik olarak tahrip edilmesi, hem yerleşimcileri hem de İsrail’i ortak bir felaketin etkilerine maruz bırakıyor. Yıllardır süren gerilimlerin ve şiddetin ardından ortaya çıkan bu kriz, sadece Gazze’nin değil, bölgenin su güvenliği açısından da derin sonuçlar doğuruyor.
İsrail’in silahlı güçleri tarafından gerçekleştirilen yoğun bombardımanlar, Gazze’deki temel altyapı unsurları olan su kuyularını, taşıma hatlarını, depolama tesislerini ve özellikle de tuzdan arındırma istasyonlarını hedef aldı. Bu saldırılar, bölgedeki su ihtiyacının büyük bir kısmını karşılayan ve deniz suyunu içme suyuna dönüştüren bu tesislerin yüzde 90’ını devre dışı bıraktı. Gazze’deki Kıyı Belediyeleri Su İdaresi Başkan Yardımcısı Ömer Şatat, bu durumun ‘felaket’ olarak tanımlanması gerektiğini vurgulayarak, her gün yaklaşık 45 bin metreküp arıtılmamış lağım suyunun Akdeniz’e boşaltıldığını ve El Mevasi’deki gayriresmi kamplardan kaynaklanan 15 bin metreküp atığın yer altı sularına sızdığını aktardı. Bu durum, denizlerin aşırı kirlenmesine ve yerel halkın sağlığı üzerinde ciddi riskler oluşturmasına yol açıyor.
Bu krizin yıkıcı etkileri, sadece Gazze sınırları içerisinde değil, İsrail’in kendi su kaynakları üzerinde de sonuçları var. Zalul Çevre Derneği’nin açıklaması, arıtılmamış lağım sularının, İsrail’in tuzdan arındırma tesislerini olumsuz etkileyen krizin daha da kötüleşmesine katkıda bulunduğunu gösteriyor. Gazze’den denize boşaltılan bu sular, mikroalgleri ve siyanobakterileri besleyen ve bunların çoğalmasını hızlandırabilecek azot ve fosfor gibi besin maddeleri içeriyor. Geçen yıl ABD’nin arabuluculuğunda sağlanan ateşkese rağmen, Gazze’deki bu yıkıcı durum, uzman Jack Gilron tarafından ‘üç yıl süren savaşın ardından Gazze’deki yıkımın çevresel sonuçlarının artık İsrail’e de sıçradığı’ şeklinde değerlendiriliyor. Gilron, mevcut durumun, İsrail’in ana içme suyu kaynaklarına yönelik tehditlere karşı hazırlıklı olma ihtiyacını pekiştirdiğini vurguladı.
Uluslararası Kızılhaç Komitesi Sözcüsü Pat Griffiths, kış mevsiminin yaklaşmasıyla birlikte durumun daha da kötüleşmesinin beklendiğini belirterek, Filistinlilerin atık sularla çevrili halde yaşamaya devam ettiğini ve her yerin atık suyla dolu olduğunu ifade etti. Bu kritik durum, sadece Gazze halkının temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlandığı bir kriz yaratmakla kalmıyor, aynı zamanda İsrail’in de su kaynakları ve kamu sağlığı açısından karşı karşıya olduğu en büyük tehditlerden biri olarak da öne çıkıyor. Bu nedenle, bölgedeki su krizi, uluslararası toplum tarafından acilen çözüme kavuşturulması gereken bir öncelik oluşturuyor.