İstanbul'un yaşam alanları, son dönemde alışılmadık yağışlarla sarsılırken, meteoroloji uzmanı Prof. Dr. Yusuf Serengil, bu durumun sadece doğal bir olay olmadığını, aynı zamanda iklim değişikliğinin etkilerinin somut bir göstergesi olduğunu vurguluyor. Yağış rejimindeki bu düzensizlik, şehirlerin ve tarım alanlarının üzerine yeni ve acil riskler yükleyerek, yaşam kalitesini tehdit ediyor.

Serengil’in değerlendirmesine göre, taşkınlar artık sadece yaz aylarının sonuna özgü bir olgu değil. İklimin değişkenliği, yağışların dağılımını ve şiddetini değiştirerek, su kaynaklarının dengesini bozuyor. Bu durum, özellikle son 20-30 yılda meydana gelen büyük taşkınların, artık daha erken dönemlerde yaşanmasına neden oluyor. Bu durum, altyapı planlamasının ve risk yönetimi stratejilerinin yeniden gözden geçirilmesini zorunlu kılıyor.

Uzman, geçmişte taşkınların genellikle yaz sonu ve sonbaharda görüldüğünü hatırlatarak, iklim değişikliğinin etkilerinin, yaz başlarında da benzer olayların yaşanmasına zemin hazırladığını belirtiyor. Bu durum, mevcut baraj ve sulama sistemlerinin kapasitesini yetersiz bırakıyor. Hidrolik yapılar, 100 veya 500 yıllık taşkın ihtimallerine göre tasarlanmış olsa da, değişen iklim koşulları altında bu planlamanın etkinliği tartışılır hale geliyor. Yağışların normalin çok üzerinde olması, sistemlerin sınırlarını zorluyor ve felaket riskini artırıyor.

Serengil, taşkın riskinin sadece hava koşullarına değil, aynı zamanda kentleşme ve yapılaşma uygulamalarına da bağlı olduğunu vurguluyor. Yerleşim alanlarının genişlemesi ve geçirimsiz yüzeylerin artması, yağışın hızla akışa dönüşmesine neden olarak, sel riskini daha da yükseltiyor. Ayrıca, uzun vadeli su stratejileri oluşturulurken, iklim değişikliğinin olası etkileri göz önünde bulundurulmalı ve bu durum, su kaynaklarının sürdürülebilir yönetimi için kritik bir öneme sahip.