Sanat, insanlık tarihinin en değerli ifade biçimlerinden biridir. Yaratıcılık, duygusal derinlik ve kültürel bir mirasın temsilcisi olarak, toplumun ruhuna dokunur ve bireyleri ilham verir. Ancak son yıllarda, iş dünyası ve yerel yönetimlerin “konaklama ve ağırlama” karşılığında eser toplama uygulamaları, sanatsal değerin sömürülmesi ve bu değerin bozulması riski yaratmaktadır. Bu tür modeller, sanatçının emeğini ve yaratım sürecini, ticari bir değere indirgemek suretiyle, sanata olan saygıyı azaltmaktadır.
Bu yaklaşımın yaygınlaşması, uzun vadede sanat piyasasının işleyişi üzerinde ciddi sonuçlar doğurabilir. Bir sanatçının eserinin karşılığında sadece konaklama veya ağırlama almak, eserin gerçek değerini yansıtmamaktadır. Sanatçı, telif hakları ve eser bedeli gibi maddi haklarını elde etmediği sürece, üretimini sürdürebileceği finansal gücü tehlikeye atmış olur. Kurumların, sanatı desteklemek yerine, düşük maliyetli bir şekilde usta isimlerin yaratılarını toplama yoluna gitmesi, sanatsal emeğin değersizleştirilmesine ve sanatçının ekonomik olarak sürdürülebilirliğinin sağlanamamasına neden olabilir. Bu durum, “bedava koleksiyonculuk” olarak da adlandırılabilir ve sanatsal değerin korunması açısından kabul edilemez bir durumdur.
Sanatın oluşumu, zaman, olgunlaşma ve özgünlük gerektirir. Özellikle kısa süreli çalıştaylarda üretilen eserler, genellikle “hızlı sanat” baskısı altında kalır ve sanatsal nitelikten uzaklaşarak, sadece gösteri nesnesine dönüşür. Batı’daki saygın Artist-inResidence programları ise sanatçıya, araştırma, üretim ve derinleşme için gerekli olan süre ve çalışma ortamını sağlamayı amaçlar. Bu programlar, sanatçıya mekânın yanı sıra malzeme, teknik olanaklar ve burs desteği gibi konularda da destek sunar. Eserin mülkiyetine ilişkin koşullar ise programın sözleşmesine göre değişiklik gösterebilir. Türkiye’deki konaklama karşılığı eser toplama modellerinin, uluslararası rezidans uygulamalarıyla aynı kategoride değerlendirilmesi olanaklı değildir. Bu tür uygulamalar, “Resort Art” veya “popülist turizm faaliyeti” olarak adlandırılabilir ve sanatsal değerin korunması açısından ciddi riskler taşır.
Bu durumun sanat piyasası üzerindeki olumsuz etkileri, sadece sanatçıların ekonomik durumunu değil, aynı zamanda galeriler, koleksiyonerler ve bağımsız sanat aktörleri gibi tüm paydaşları da etkilemektedir. Takas odaklı uygulamalar, sağlıklı bir ekonomik dolaşımın oluşmasını zorlaştırır ve iç piyasanın sağlıklı işlemesini engeller. Ayrıca, ustaların bütçeleri takas yoluyla tüketmesi, genç nesillerin kurumsal bütçelere erişimini engelleyebilir ve sömürü çarkına boyun eğmeyi öğrenmelerine neden olabilir. Sanatın, emek, zaman ve telif gerektiren ciddi bir üretim alanı olduğunun kurumlar ve sanatçılar tarafından kabul edilmesi, Türk resim sanatının daha sağlıklı bir üretim ve dolaşım ortamına kavuşması için hayati önem taşımaktadır. Bu bağlamda, çalıştayların gerçek anlamda birer “rezidans” mantığına dönüştürülmesi, sürelerin sanatçının araştırma ve üretim yapmasına olanak verecek biçimde uzatılması ve sanatın emek, zaman ve telif gerektiren ciddi bir üretim alanı olduğunun kabul edilmesi gerekmektedir.”}