Ankara’nın kalabalık sokaklarında yaşanan trajik olay, adalet sisteminin karmaşıklığını gözler önüne serdi. “Uyuşturucu ihbarı” bahanesiyle bir eve giren polis memuru Hüseyin Kılıç’ın, A.A. adlı genç kadına yönelik cinsel saldırı iddiaları, mahkeme heyetince titizlikle değerlendirildi. Olay, bir anlık yanlış anlaşılma ve mağdurun yaşadığı travmanın ardından adının gündeme gelmesiyle, hukuki süreçte önemli bir dönüm noktası oluşturdu.
Mahkeme, olayın ilk aşamasında, sanığın kamu görevini kötüye kullanarak mağdur üzerinde güç uygulamış olabileceği ihtimalini dikkate aldı. Ancak, ortaya çıkan deliller ve mağdurun ifadelerindeki tutarsızlıklar, bu kanaati ortadan kaldırdı. Sanığın, olay sırasında “mağdur beni eve davet etti, içeride kendisini korkutan kişiler olduğunu söyledi” şeklindeki savunması, mahkeme tarafından sorgulanmaya tabi tutuldu. Bu savunmanın, olayın niteliği göz önüne alındığında, sanığın sorumluluğunu ortadan kaldırmadığı belirlendi.
Mahkeme heyeti, A.A.’nın anlatımını “samimi, istikrarlı ve dosya kapsamındaki diğer delillerle uyumlu” olarak değerlendirirken, mağdurun olayın hemen ardından sergilediği tepkileri de dikkatli bir şekilde inceledi. Mağdurun, komşulara yönelttiği “Polis bana cinsel saldırıda bulunmaya çalıştı”, “Bana dokundu”, “Cinsel organını gösterdi” gibi ifadeleri, mahkeme tarafından spontane ve kurgulanmış bir isnat olarak değerlendirilmedi. Ayrıca, mağdurun korku nedeniyle aktif direnç göstermemesinin, suçun gerçekleşmesi için yeterli olmadığını da vurguladı.
Karar sürecinde, sanığın verdiği çelişkili ifadeler ve olay sırasında telefon ve telsizini yanından taşımaması gibi detaylar da mahkeme tarafından dikkatle incelendi. Ekip arkadaşının, sanığı evde yalnız bırakarak olay yerinden ayrılması, görev kurallarına aykırı bulunarak, olayın akışına katkıda bulunduğuna dair şüpheler ortaya atıldı. Kamera kayıtları, A.A.’nın apartmanda panik halinde çıktığını ve sanığın peşinden gittiğini gösterdi. Bu tespit, sanığın mağdur üzerinde etkili olduğunu ve olayın meydana gelmesine zemin hazırladığını destekledi. Sonuç olarak, mahkeme, sanığın suçlu bulunmadığına karar vererek, adaletin tecelli ettiğini gösterdi.”}