Dijital çağın gölgesinde, çocuklarımızın geleceği tehlike altında. Sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla birlikte, çocukların bilinçsizce maruz kaldığı tehlikeler, yeni bir virüsün vücudumuza bulaştırması gibidir. Bu virüs, sadece bireysel değil, toplumsal ahlakı da tehdit etmektedir. Çocuklar, artık ebeveynlerin kucağında bombayı bırakmanın nesli olmuştur. Bu durum, platformlarda yayılan şiddet, sömürü ve ahlaksızlık içeriklerine karşı etkili bir mücadele gerektirmektedir.

Özellikle X (Twitter) gibi platformlardaki kontrolsüz içerik akışı, çocukların zihnine yerleştirilen yanlış değerler ve travmatik deneyimler, uzun vadeli sonuçlara yol açabilir. ‘Onlyfuns’ gibi uygulamalardaki insan eti satışı gibi açık örnekler, bu tehlikenin boyutunu gözler önüne sermektedir. Bu tür sömürücü davranışlar, çocukların ruh sağlığını irreparably (düzeltilemez) etkilemektedir. Bu nedenle, platformların ve devletin bu konuda acilen harekete geçmesi, çocukları koruma açısından hayati önem taşımaktadır.

Avrupa Birliği'nin 13 yaş altındaki çocukların sosyal medya kullanımını yasaklama çabaları, bu konuda atılacak ilk adımı temsil etmektedir. Ancak, bu yasal düzenlemeler, sorunu tamamen çözmez. Daha etkili bir çözüm, çocukları dijital okuryazarlık konusunda eğitmeyi, sosyal medyanın risklerini anlamalarını sağlamayı ve bu platformlara karşı bilinçli olmalarını sağlamayı gerektirir. Ayrıca, platformların da çocukların güvenliğini sağlamak için daha sıkı önlemler alması, bu mücadelede önemli bir rol oynamaktadır.

Şarkıcı Gülşen’in ‘İtaat Yok’ adlı şarkısı, bu konuda bir uyarı niteliğindedir. Şarkının sözleri, sosyal medyanın sunduğu cazibeyi ve manipülasyonu eleştirmektedir. Ancak, bu tür sanatsal yaklaşımlar, sorunun kökenine inmemektedir. Daha derinlemesine bir çözüm, toplumsal değerlerin yeniden yapılandırılması, ahlaki eğitim ve sorumluluk bilincinin geliştirilmesi gibi unsurları içermelidir. Bu, sadece bir bireyin çabasıyla değil, tüm toplumun ortak sorumluluğuyla sağlanabilir.