Ege'nin gizemli sularında, tarih ve siyasetin dansı devam ediyor. Yunanistan Başbakanı Miçotakis’in, bir zamanlar aile yadigarı olarak sakladığı eski bir fotoğrafı kamuoyuna sunması, Ege’deki gerilimlerin sadece bir yüzünü ortaya koyuyor. Bu basit eylem, 1970’li yıllarda yaşanan uluslararası arenadaki hesap oyunlarının ve Türkiye’nin bu hesaplara karşı gösterdiği kararlı duruşun yankılarını yeniden gün yüzüne çıkarıyor.
Ege’nin coğrafyası, yüzyıllardır iki devletin rekabet sahası olmuş. Üdedağaç’a yerleştirilen ABD silahları ve askerleri, Ege adalarının statüsünü değiştiren bir dönüm noktası olmuştu. Kerpe Adası gibi Türkiye’ye yakın adalara yerleştirilen füze sistemleri ise, Yunanistan’ın Ege’ye hakim olma hevesini daha da belirginleştirmişti. Bu adımlar, GKRY ve İsrail ile ortak askeri tatbikatlar şeklinde somutlaşarak, Yunanistan’ın Ege’de bir güç odağı olma stratejisinin temelini oluşturmuştu. Ancak, 1976’da imzalanan Bern Mutabakatı, bu hevesin önüne bir engel koymuştu.
Yunanistan’ın Taşoz Adası’ndaki petrol arama girişimi, 1987’de savaşın eşiğine gelmesine neden olmuştu. NATO’nun ve Turgut Özal’ın arabuluculuğuyla gerilim tırmanmasının önüne geçilmiş, ancak Yunanistan’ın Ege’deki etkisini artırma çabaları devam ediyordu. Daha sonra, Bodrum’a yakın Kardak adalarına el koyma girişimi, Türkiye’nin Ege’deki deniz haklarını koruma konusundaki kararlılığını bir kez daha ortaya koymuştu. Bu olay, NATO’nun ve AB ülkelerinin müdahil olmasıyla sonuçlanarak, Yunanistan’ın bu girişiminin engellenmesini sağlamıştı.
Günümüzde, ABD ve AB ülkelerinin Ege’deki desteğiyle Yunanistan’ın Ege’deki adaların askerden arındırılmış olması yükümlülüğünden yararlanma çabaları, Türkiye’nin güvenlik çıkarlarını ciddi şekilde tehdit ediyor. Yunanistan’ın Meis adasına gitmesi ve Yunan Genelkurmay başkanının Didim’in yakınındaki adalarda gösteri yapması, Ege’deki gerilimi daha da tırmandırıyor. 51. Komando Tugayı’nın Söke’ye konuşlandırılması, Türkiye’nin diplomatik bir uyarı niteliğinde olduğunu gösteriyor. Ege’deki bu hassas durum, diplomasi dilinde “salam taktiği” olarak bilinen, bir devletin haklarını ve çıkarlarını korumakta zaaf göstermemesi gerektiğini hatırlatıyor. Unutulmamalı ki, küçük bir ihtilaf, büyük bir güvenlik sorununa dönüşebilir. Türkiye Cumhuriyeti’nin güvenliği, varlığı ve geleceği tehlikeye girerse, bu durumun sorumluluğu, o zaman kimde olacak?