New York'ta düzenlenen Birleşmiş Milletler 81. Genel Kurulu'nda konuşan ABD Başkanı Donald Trump, gündemin merkezinde İran'la potansiyel bir anlaşmanın yanı sıra, ülkenin geleceği ve uluslararası arenadaki konumu hakkında önemli değerlendirmeler yaptı. Trump, konuşmasının ilk bölümünde ABD iç politikasına ve özellikle yaklaşan Kongre ara seçimlerine yönelik mesajlarla dikkat çekti. Savaşların sonlandırılmasına yönelik çabalarını vurgulayarak, Rusya-Ukrayna, İran ve Gazze krizlerinin çözümünde önemli bir rol oynadığını iddia etti.

İran konusundaki en belirgin açıklaması ise, (3 Kasım'daki) Seçimlerden hemen sonra (İran'la) bir anlaşmaya varacağımıza dair güçlü bir inancı dile getirmesi oldu. Trump, bu beklentinin İran'ın kendi seçim sonuçlarını değerlendirmesi ve bu sonuçlara göre hareket etmesi gerektiği kanaatine dayanarak şekillendiğini savundu. Bu ifade, ABD'nin İran'la müzakerelerde esneklik gösterebileceğine dair bir sinyal olarak yorumlanırken, aynı zamanda İran'ın kendi kararlarını verme özgürlüğüne vurgu yapıyordu. Trump, İran'ın anlaşmaya yanaşmaması durumunda ise ‘yok etme’ seçeneğini de açıkça değerlendirdiğini belirterek, bu durumun hızlı ve etkili bir şekilde çözülmesi gerektiğini vurguladı.

Trump, İran ile geçmişte müzakerelerde bulunduğunu ve nükleer programlarının sonlandırılması ve teröre desteklerinin kesilmesi karşılığında ekonomik işbirliği teklif ettiğini hatırlattı. Ancak bu teklifin reddedilmesi üzerine, İran'ın büyük bir hata yaptığını savundu. Avrupa ülkelerine yönelik mesajında ise, İran'ın nükleer bomba geliştirmeyi hedeflediğini ve bu amaçla konvansiyonel balistik füze kalkanı arkasına sığınabileceğini öne sürdü. Bu iddia, İran'ın nükleer programının arkasındaki motivasyonları sorgulamaya yönelik bir girişim olarak değerlendiriliyor.

Hürmüz Boğazı'ndaki kontrolü ve petrol akışıyla ilgili açıklamalarıyla da dikkat çeken Trump, krizin başlamasından bu yana yaklaşık 1 milyar varil petrolün piyasalara ulaştırıldığını belirtti. Rusya-Ukrayna Savaşı'nın sona ermesi konusunda da liderlerle yakın işbirliği içinde olduğunu ve bu konuyu halledeceklerini ifade etti. Ayrıca, Latin Amerika'daki gelişmelerle ilgili de Küba'daki başarısız komünist rejimin değiştirilmesi gerektiğini savundu, bu da ABD'nin bölgedeki dış politika önceliklerini gösteriyor. Trump'ın bu açıklamaları, ABD'nin uluslararası ilişkilerdeki stratejik hedeflerini ve İran'la ilgili yaklaşımını yeniden şekillendirme çabasının bir parçası olarak değerlendirilebilir.