Türkiye ekonomisinin son iki dekadındaki dönüşümü, sadece ekonomik göstergelerle değil, aynı zamanda emek sömürüsünün ve sermaye transferlerinin nasıl yoğunlaştığıyla da şekillenmiştir. AKP iktidarı döneminde, ‘nas’ politikasıyla başlatılan bir çöküş, aslında emek üzerindeki baskının ve ardından gelen servet transferlerinin, Türkiye’nin geleceğini karanlık bir gölgeyle kaplamasına zemin hazırlamıştır.

Ekonomik zorluklar, emek sömürüsünün artışı ve enflasyonla faiz sarmalı gibi unsurlarla birleşince, büyük servetlerin sistematik olarak bir avuç zengin kişinin ellerine geçmesine neden olmuştur. Bu süreçte, grevler ve sendikal örgütlenme çabaları, ya ertelemelerle ya da fiilen yasaklarla bastırılmış, emekçinin hakları sistematik olarak ihlal edilmiştir. Milyonlarca işçinin emeği, yaklaşık 5-15 yüzdelik bir paya indirgenerek, ekonomik bir kaynak olarak görüldüğü dönemde, bu durumun gerçek bedeli, iktisatçılar tarafından hesaplanması gereken bir miktar olmuştur.

Anayasa ve yasalarda yer alan “genel sağlık” ve “milli güvenlik” gibi gerekçelerle grevlerin sürekli olarak ertelemeleri, fiilen bir grev yasağı oluşturmuş ve 200 binden fazla işçinin hakkını elinden alınmıştır. Cam, metal, lastik, maden, petro-kimya ve ulaşım gibi stratejik sektörlerde çalışan emekçiler, temel haklarını ararken sürekli olarak baskı altında kalmışlardır. Bu süreçte, sendikalaşma oranları, 2002’deki yüksek seviyelerden önemli ölçüde gerilemiş, işçilerin sendikalı olması bile toplusözleşme yapma hakkını engelleyerek, işçilerin ekonomik gücünü zayıflatmıştır.

İktidar yetkililerinin, grevleri erteleme stratejisi, iş dünyasına ve sermayeye bir ‘güvence’ olarak sunulurken, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın 2017’deki açıklamaları, bu durumun ne kadar sistematik olduğunu gözler önüne sermiştir: “Biz göreve geldiğimizde Türkiye’de OHAL vardı. Ama bütün fabrikalar grev tehdidi altındaydı. Şimdi biz OHAL’i anında grev hakkı olan yerlere müdahale etmek suretiyle o grevleri erteliyoruz. Bak, onun için kullanıyoruz biz bunu.” Bu yaklaşım, emek sömürüsünün ve servet transferlerinin Türkiye ekonomisindeki derinleşen sorunlara bir çözüm olmaktan uzak, tam tersine bir travma yaratmıştır.”} attı: {