New York’ta düzenlenen İklim Haftası’na katılan Başkan Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi, Birleşmiş Milletler Sıfır Atık Yüksek Düzeyli Şahsiyetler Danışmanı Emine Erdoğan, bu önemli platformda insanlığın karşı karşıya olduğu çevresel sorunlara ilişkin çarpıcı değerlendirmelerde bulundu. Etkinlikte, tüketim kültürü üzerine yaptığı değerlendirmelerle, sürdürülebilirlik yolunda atılması gereken adımları işaret etti.
Etkinlik alanına, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum ve Sıfır Atık Vakfı’nın önderleriyle birlikte gelen Emine Erdoğan, dünyanın dört bir yanından bir araya gelmiş iklim aktivistlerini ve uzmanlarını selamladı. Konuşmasına, insanlığın geleceği için ortak sorumluluk üstlenmenin gerekliliğini vurgulayarak başladı. Özellikle, iklim değişikliğinin sadece fosil yakıtların değil, aynı zamanda aşırı tüketim ve israfın da temel sebepleri olduğunu belirterek dikkat çekti.
Emine Erdoğan, iklim krizinin kökenine inerek, 1950’lerden beri dünya genelinde üretilen 9,2 milyar ton plastiğin 7 milyar tonunun atık olarak geri döndüğünü hatırlatarak, bu durumun insanlığın tüketim alışkanlıklarının ne kadar sürdürülemez olduğunu açıkça ortaya koyduğunu ifade etti. ‘Doğayla ilişkimizi yeniden ölçü ve adalet üzerine kurmalıyız’ diyerek, bu yaklaşımın, çevresel maliyetleri gelecek nesillere yüklemek yerine, tüm topluma eşit yükün getirilmesini hedeflediğini vurguladı. Sıfır Atık hareketinin, bu amaca ulaşmak için bir araç olarak öne çıktığını belirterek, tüketim alışkanlıklarındaki aşırılıkları azaltmanın ve sistemlerde kalıcı değişiklikler yapmanın önemini vurguladı.
Sıfır Atık Vakfı’nın başlattığı uygulamaların, 2017 yılından itibaren Cumhurbaşkanlığı yerleşkesinden başlayarak, okullara, hastanelere, belediyelere ve hanelere yayılmasıyla elde edilen yüzde 13’lük geri kazanım oranının, bugün yüzde 37’nin üzerine çıktığını belirterek, bu dönüşümün sadece rakamlarla ifade edilemeyecek kadar büyük bir başarı olduğunu ifade etti. Emine Erdoğan, Sıfır Atık hareketinin, bireyleri çözümün baş aktörü haline getirdiği ve küçük davranış değişikliklerinin, toplumsal bir kültüre dönüşebileceğini kanıtladığını vurgulayarak, sürdürülebilir bir geleceğe geçişte bireysel sorumluluğun ve toplumsal farkındalığın önemine dikkat çekti.