İzmir'de 2018 yılında yaşanan ve uzun süre kamu gündeminden düşen bir olay, yeni bir boyut kazanıyor. Emekli Tümgeneral Ethem Büyükışık’ın oğlu Dorukhan Büyükışık’ın, 13 Mayıs 2018’de evinin yakınındaki bir inşaat alanında hayatını kaybettiği olay, başlangıçta ‘intihar’ olarak sınıflandırılmıştı. Ancak, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yeniden müdahalesiyle birlikte, soruşturma kapsamı genişlemiş ve 13 sanık hakkında ‘Görevi Kötüye Kullanma’ suçundan dava açılmıştı.
Olayın ilk aşaması, şüphelilerin arasında bekçi, polis memuru, komiser yardımcısı ve inşaat firması yöneticilerinin de yer aldığı geniş bir grupla sınırlı kalmamıştı. Soruşturmanın ilerleyen aşamalarında, şantiyede görevli çeşitli kişiler ve yakın çevresindeki bekçiler de olaya karışan kişiler arasında yer almıştı. Bu durum, olayın ardındaki karmaşıklığı ve potansiyel sorumlulukları daha da belirginleştirmişti. Soruşturma ekibi, olay yerinin yeterince korunmadığını ve olayın ardından elde edilen delillerin uygun şekilde değerlendirilmediğine dair şüpheleri gidermek için kapsamlı bir inceleme başlatmıştı.
Soruşturmanın genişlemesiyle birlikte, 26 şüpheli hakkında gözaltı kararı verilmiş ve TEM Şube Müdürlüğü ekipleri eş zamanlı operasyon düzenlemişti. Operasyon sonucunda, 13 sanık tutuklanmış, inşaat firması ortakları ve dönemin Narlıdere Emniyet Müdürü de dahil olmak üzere birçok kişi hakkında başlatılan yargı süreci devam ediyordu. Bu süreçte, olay yerindeki delillerin manipüle edildiği veya gizlendiği iddiaları da ortaya atılmıştı.
Son idianame, olayla ilgili şüphelilerin davranışlarının maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasını engellemeye yönelik olduğu vurgusunu yaparken, Dorukhan Büyükışık’ın sırt bölgesine demir çubukla şiddetli bir şekilde vurularak öldürülmüş olabileceği ihtimalini de gündeme getiriyor. Otopsi raporları, ölümün genel beden travmasına bağlı çok sayıda kosta kırığı ve iç organ yaralanmalarına bağlı iç kanama sonucu meydana geldiğini gösteriyor. Ancak, ölüm mekanizmasının tam olarak aydınlatılması için gerekli delillerin akıbetinin belirlenmesi ve delil sürecinin bütünlüğünün korunması hayati önem taşıyor. İddianame, delil sürecine müdahale olabileceğinin şüphesini güçlendiren bulgulara dikkat çekerek, adalet arayışının sürmesi gerektiğini vurguluyor.”}p>”