ABD yönetimi, Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne (ICC) karşı uyguladığı baskıyı tırmandırarak, bu kez mahkemenin operasyonel kapasitesini hedef alan bir stratejiye yöneliyor. Washington’ın hazırladığı bu plan, mahkemenin finansal altyapısını – bilişim sistemlerinden sigorta hizmetlerine, dolar operasyonlarından kritik finansal altyapıya kadar – hedef alarak mahkemenin faaliyetlerini ciddi şekilde kısıtlamayı amaçlıyor. Bu hamlenin arkasındaki temel itici güç, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ICC tarafından çıkarılan tutuklama kararı ve ardından gelen insanlığa karşı suç iddialı.”
Gazze’deki hassas durum, bu yaptırım politikasının merkezine yerleşti. ICC, Netanyahu ve Savunma Bakanı Yoav Gallant’ın Gazze’de sivillere yönelik kaynaklara erişimin kısıtlanmasında sorumluluğunu doğurdu. Mahkeme, bu iki ismin, sivillerin temel ihtiyaçlara erişimini engelleyen eylemlerinin, savaş hukuku ve insan hakları ihlali olarak değerlendirildiğini ve bu nedenle cezai sorumluluk taşıdığını açıkça belirtti. Ancak Netanyahu ve İsrail yönetimi, mahkemenin yetkisine ve yargı alanına itiraz ederek, ICC’nin İsrail üzerindeki herhangi bir yetkisine sahip olmadığını savundu. Bu itiraz, Washington’ın da tutumuyla örtüşüyor.”
ABD yönetimi, ICC’nin Netanyahu ve diğer İsrailli yetkililer üzerindeki yetkisini kabul etmiyor. Trump yönetiminin yeni yaptırım stratejisinin temel amacı, mahkemenin bu kararlarından geri adım atmasını sağlamak. Ancak bu strateji, sadece mahkeme üzerindeki baskıyı artırmıyor, aynı zamanda küresel finans sisteminde de önemli bir oynaklık yaratma potansiyeli taşıyor. Bu durum, uluslararası hukuk ve uluslararası ilişkiler alanında yeni bir denge unsuru oluşturuyor.”
Uluslararası arenada yaşanan gelişmeler, Gazze’deki çatışmanın hukuki boyutlarını da derinleştirdi. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi’nin oluşturduğu Bağımsız Uluslararası Soruşturma Komisyonu’nun 2025’te yayımladığı raporu, İsrail makamlarının Gazze’de soykırım suçları işlediği yönündeki iddiaları güçlendirdi. Komisyon, sivillerin öldürülmesini, ağır bedensel ve zihinsel zararların verilmesini, yaşam koşullarının sistematik olarak bozulmasını ve doğumların engellenmesini içeren eylemleri, Soykırım Sözleşmesi’nde tanımlanan unsurlarla örtüştürerek, İsrail’in sorumluluğunu vurguladı. Komisyon ayrıca, Netanyahu, Herzog ve Gallant’ın açıklamalarının, soykırım teşviki içerdiği yönünde değerlendirmelerde bulundu. Bu bulgular, uluslararası toplumda baskıyı artırmış ve uluslararası hukukun uygulanması konusunda daha fazla çaba talep ediyor. ICC’nin Netanyahu’nun tutuklama kararı, soykırım iddiaları bağlamında farklı bir hukuki zeminde ilerlerken, Güney Afrika’nın İsrail’e karşı açtığı soykırım davası Uluslararası Adalet Divanı’nda (UAD) devam ediyor. UAD’nın geçici tedbir kararları, İsrail’in sorumluluğunu kabul etmesine rağmen, nihai bir karar henüz verilemedi. Bu durum, uluslararası hukukta karmaşık bir tablo ortaya koyarken, ABD’nin ICC üzerindeki desteği, İsrail’in uluslararası arenadaki konumunu güçlendiriyor.”}p>