Türkiye’nin mali durumu, son dönemde dikkat çekici bir eğilimi işaret ediyor: Yoksullukla mücadele kapsamında yapılan harcamaların bir kısmı, faiz ödemelerine yönlendiriliyor. Milli gelirin önemli bir bölümü, bütçe açığını kapatmak ve finansal piyasalarda belirli oranları korumak amacıyla faize ayrılıyor. Bu durum, kamu kaynaklarının dağılımında ciddi bir dengesizliğin yaşandığını gösteriyor.

Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın verilerine göre, bu yılın ilk dört ayında vergilerin yalnızca %25.9’u faiz ödemelerine gitti. Bu, sağlık hizmetlerine ayrılan bütçenin 2 katına yakın bir artışa yol açarken, eğitim harcamaları ve sosyal yardımlar da önemli ölçüde daralmış durumda. Bu durum, özellikle savunmasız grupların ihtiyaçlarının karşılanmasında ciddi bir aksaklığa neden oluyor.

Akbank Başekonomisti Çağrı Sarıkaya’nın analizleri, bu eğilimin uzun vadeli sonuçlarını daha da net bir şekilde ortaya koyuyor. Sarıkaya, deprem harcamalarının azalması ve cari transferlerin artması gibi faktörlerin, giderlerin toplam milli gelire oranını etkilediğini belirtiyor. Ancak, faiz giderlerinin bütçe açığının temel belirleyicisi olduğu ve bu durumun diğer kamu hizmetlerine kaynak akışını olumsuz etkilediği vurgulanıyor. Sağlık, emeklilik ve sosyal yardımlar gibi kritik alanlardaki kaynakların azalması, toplumun en dezavantajlı kesimlerini olumsuz etkiliyor.

Bütçe verileri, 2006-2016 dönemine kıyasla önemli bir düşüşü de işaret ediyor. Sağlık, emeklilik ve sosyal yardım kalemlerinin milli gelire oranı, 2006’da %3.9 iken, günümüzde %2.4’e düşmüş durumda. Bu durum, devletin sosyal güvenlik sistemine yaptığı yatırımların azalması ve kamu kaynaklarının faize yönlendirilmesi ile doğrudan bağlantılı. Bu durum, sosyal adaletin sağlanması ve ekonomik eşitsizliğin azaltılması hedeflerine ulaşmada önemli bir engel teşkil ediyor.