Kentlerin kalabalık sokaklarında, bir ailenin gözlemi, güvenlik kavramının sınırlarını zorluyor. Yüzeydeki operasyonlar ve kamuoyuna sunulan söylemlerin ardında, gerçekte neyin döndüğünü anlamak için bir yol haritası çizmek gerekiyor. Bir ailenin gözünden, toplumun en temel ihtiyacı olan güvenin nasıl kırıldığı, nasıl manipüle edildiği ve adalet arayışının ne kadar zorlu olduğu bu raporla ortaya konuluyor.

Okul yolları, çocukların geleceğiyle şekillenirken, ebeveynler için en büyük endişe kaynağı haline geliyor. Sürekli uyarılar, sokakların tehlikeli olduğu, kimin cebinde ne silahın olduğu, kimin hangi amaçla kime saldıracağı belirsiz olduğu gerçeği, bir ailenin hayatını gölgeleyen bir tedirginlik yaratıyor. Ahlak, kâğıttan karton gibi kırılgan bir kavram haline geliyor, zira toplumun temel değerleri, karanlık ve organize güçler tarafından kolayca sarsılabilir.

Hükümetin “Ailem Güvende” operasyonları, ilk bakışta güvenlik algısını güçlendirme amacını taşısa da, gerçekte toplumun farklı kesimlerini hedef alan, ayrımcı ve keyfi uygulamalara dönüşüyor. Eşcinsel bireylerin evleri basılıyor, cinsel yönelime dair yazan çizenlerin sosyal medya hesapları kapatılıyor, sokak çeteleri ise adeta gözetim altında, kimin cebinde ne silahın olduğu belli olmayan bir tehdit unsuru olarak sokaklarda dolaşıyor. Bu durum, kanunda olmayan maddelerle hapsedilen ve “herkesin özel hayatı kendisine” denilen insanlara karşı bir tezat oluşturuyor.

Fırat Baran Önder’in yaşadığı olay, bu karmaşık tabloyu daha da çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor. 26 yaşında, Atatürkçü ve milliyetçi bir organizasyona öncülük eden Önder, Saraçhane’deki bir CHP mitingine katılırken, olaylar zinciri, onun hayatını ve ailesini derinden etkiliyor. Mitindeki bir tartışma, bir grup provokatörün saldırısına dönüşürken, Fırat’ın arkadaşı Ahmet Baturalp darp ediliyor ve Fırat, kalbine bıçaklanarak ağır yaralanıyor. Samet Memiş gibi bir suçlu, bu saldırının sorumlusu olarak ortaya çıkıyor, ancak olay, basit bir saldırıdan çok daha karmaşık bir yapının parçası haline geliyor. Sokak çeteleriyle içli dışlı olan, cezaevinden yeni çıkmış, suç ortamlarında “Zaza” lakabıyla tanınan Samet Memiş, olaydan sonra klasik bir savunma yaparak, kendisini korumak için bıçağı salladığını iddia ediyor. Ancak Adli Tıp’ta vücudunda tek bir darp izi çıkmaması, bu iddiayı sorgulanır hale getiriyor.

Bu olay, güvenlik algısının yanıltıcı olduğunu, adalet sisteminin ise gerçekleri yansıtmadığını bir kez daha gözler önüne seriyor. Mitinge destek için katılan grupların, mitinge katılmak için organize bir şekilde gelip meydanda birlikte hareket etmeleri, bir yandan provokasyonun planlı bir şekilde yapıldığını, diğer yandan da toplumun farklı kesimlerinin hedef alındığını gösteriyor. Çocukların bu tür olaylarda yer alması, geleceğin nesillerinin savunmasızlığı ve toplumun güvenlik algısının manipüle edilmesi, kabul edilemez bir durum.”}p>”