Türkiye, uzun süredir devam eden sistemli terör tehdidiyle mücadele ederken, ülkenin geleceği için kapsamlı bir dönüşüm sürecine girişmiştir. Bu dönüşüm, sadece güvenlik alanında değil, aynı zamanda siyasi, sosyal ve ekonomik yapılarında da köklü değişiklikler barındırmaktadır. Devletin bu kapsamlı hamlesi, terörün etkilerini ortadan kaldırmayı, demokratik değerleri güçlendirmeyi ve ülke olarak daha güçlü bir geleceğe yönelmeyi hedeflemektedir. Bu süreç, bir paradigma değişikliğinin başlangıcı olarak kabul edilebilir.

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum, Terörsüz Türkiye sürecinin karmaşıklığını ve bu sürecin hedeflerini net bir dille ifade etmiştir. Uçum, sürecin temelini, devletin terörün köklerini tamamen ortadan kaldırma konusundaki kararlılığına ve bu hedefe ulaşmak için sürdürülen diyalog ve temaslara dayandığını vurgulamaktadır. Bu diyalog, sadece teknik detaylarla sınırlı kalmayıp, aynı zamanda toplumun tüm kesimlerinin güvenliğini ve refahını sağlamayı amaçlamaktadır. Bu kapsamda, süreç, pratik hususların ötesinde, yasal düzenlemelerle desteklenerek, hedefe ulaşma yolunda önemli bir kilometre taşı oluşturmaktadır.

Süreç, 27 Şubat 2025’te Öcalan’ın tarihi ve genel bağlayıcı çağrısının yayımlanmasıyla başlayan ve ardından terör örgütünün fesih kararı ile 12 Mayıs 2025’te sonuçlanan önemli adımlarla şekillenmiştir. PKK’nın bölgedeki ve Avrupa’daki tüm unsurları ve ilişkileri de bu çağrının kapsamına girmektedir. Öte yandan, mücadele yöntemi olarak demokratik siyasetin benimsenmesi, sürecin geleceği açısından kritik bir öneme sahiptir. Bu süreçte, terör örgütünün içerideki varlığının son derece minimal olması, sembolik bir anlam taşımasına rağmen, örgütün Türkiye’den çekilme kararı da önemli bir ilerleme olarak kabul edilmektedir.

TBMM'de kurulan