Türkiye’nin iş hukuku alanında kritik bir gelişme yaşanıyor. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, uzun süren tartışmalara son vererek, işverenlerin ‘aynı gün arabuluculuk’ yöntemini kullanmasına karşı önemli bir ret kararı aldı. Bu karar, işten çıkarılan çalışanların haklarını koruma çabalarına yeni bir ivme kazandırırken, iş mahkemelerinde benzer süreçlerde daha dikkatli olunması gerektiğini işaret ediyor.

Karar, özellikle son dönemde artan ‘jet arabuluculuk’ uygulamasını hedef alıyor. Bu yöntem, işten çıkarılan çalışanların işten çıkarıldığı gün doğrudan arabulucuya götürülerek, genellikle düşük miktarda bir ödeme karşılığında imzalatılmasına dayanıyordu. Bu durum, işçilerin dava açma haklarını engelleme potansiyeli taşıyordu. Yargıtayın bu kararıyla, arabuluculuk sürecinin, işçinin haklarını koruma ve çözüm bulma amacını taşıyan bir araç olarak kullanılması gerektiği vurgulanmış oldu.

Olayın detayları, bir fabrikada 6 yılı aşkın süredir çalışan ve sağlık sorunları nedeniyle işten çıkarılan bir işçi ile ilgili. İşçi, yoğun anksiyete ve depresif belirtileri nedeniyle tedavi görmekte ve güçlü ilaçlar kullanmaktaydı. İşveren, işten çıkarıldığı gün doğrudan arabulucuya götürülerek, işçinin tüm haklarının ödeneceği yönünde vaatte bulunmuştu. Ancak, yapılan ödeme miktarı, işçinin kıdemine ve haklarına oranla oldukça düşüktü ve aynı kıdemde olan bir diğer işçiye daha yüksek bir ödeme yapılması dikkat çekici bir ayrımcılık örneği olarak değerlendirildi. İş Mahkemesi, bu durumun işçinin iradesini saptırdığına hükmetti.

Mahkeme, arabuluculuk sürecinin işçinin düşünmesi ve değerlendirme yapması için yeterli zaman verilmemesi, sürecin işçinin talebiyle başlamamış olması ve “makul yarar” sağlanmaması gibi gerekçelerle imzalatılan arabuluculuk tutanaklarının geçersiz olduğuna karar verdi. Bu karar, işverenlerin, işten çıkarılan çalışanların haklarını koruyarak, adil ve şeffaf bir şekilde arabuluculuk sürecine girmesi gerektiğini bir kez daha ortaya koyuyor. Ayrıca, bu karar, benzer durumlarla karşılaşacak diğer işçilere de umut veriyor ve haklarını daha etkin savunmaları için bir zemin oluşturuyor.”}