Türkiye’nin hukuk camiasının önde gelen isimlerinden Nasuh Mahruki, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası yaptığı sosyal medya paylaşımları nedeniyle uzun süreli bir cezaevinde geçirdiği süreçte, unutulmaz deneyimlere imza atmıştı. Şimdi, bu çalkantılı dönemin derin izlerini taşıyan Mahruki, SÖZCÜ’ye verdiği çarpıcı bir röportajla, Silivri Cezaevi’ndeki yaşam koşulları ve yaşadığı olayları gözler önüne seriyor. Bu röportaj, sadece Mahruki’nin kişisel hikayesini değil, aynı zamanda cezaevlerinde yaşanan insanlık dramlarını ve hukukun sınırlarını sorgulayan bir anlatıya dönüşüyor.

Mahruki’nin hikayesi, ilk olarak 16 gün boyunca yaptığı sosyal medya paylaşımları nedeniyle tutuklanmasıyla başlıyor. Savcının, tweet’inde kullandığı “tiyatro” kelimesi nedeniyle yaptığı tutuklama, Mahruki için büyük bir sürpriz olmuştu. Ancak, Mahruki’nin iddiaları, bu basit bir yanlış anlaşılmanın ötesinde, hukukun derinlemesine incelenmesini gerektiren karmaşık bir tablo ortaya koyuyordu. Mahruki’nin savunmasına göre, savcının kendisine ne anlatmak istediğini sormadan işlem yapması, adaletsizlik ve hukuksuzluk olarak algılanmıştı.

Silivri’deki 63 günlük tutukluluk süresi, Mahruki için fiziksel ve psikolojik olarak yıpratıcı bir deneyim olmuştu. Koğuş koşulları, uluslararası standartlara göre yedi kişilik olan koğuşta 59 kişiye kadar çıkmasıyla, aşırı kalabalık ve sağlıksız bir ortam yaratmıştı. Yatakta uyumak zorunda kalması, her gün yaklaşık 10 kişinin yerde yatmasıyla birlikte, 13 gün boyunca yerde yattığını belirtmişti. Koğuşta 48 yatak olmasına rağmen, her gün yaklaşık 10 kişi mecburen yerde yatmak zorunda kalıyordu. Bu süreçte, vücudunda 256 tane tahtakurusu ısırığına maruz kalmış, gece kimsenin uyuyamadığı, duvarların kan lekeleriyle dolu olduğu bir atmosfer yaşamıştı. Tahtakurularını gördüğünüz yerde eziyorsunuz, kan emdikleri için kırmızı iz bırakıyorlardı. Bacakları ve ayakları şişen insanlarla karşılaşıyordu. Bu durum, Mahruki için sadece fiziksel bir acı değil, aynı zamanda psikolojik bir travma olarak da kendini gösteriyordu.

Mahruki’nin hikayesi, cezaevinde yaşanan insanlık dramlarıyla da birleşerek daha da çarpıcı hale geliyor. Özellikle, şeker hastası 50’li yaşlarındaki bir vatandağın durumu, Mahruki’yi derinden etkilemişti. İlk günlerde sorun yaşamayan bu vatandaşın, durumu hızla kötüleşmesi, ayakındaki yaraların ilerlemesi ve hastaneye sevk edilmesiyle birlikte, koğuştaki diğer tutukluların gönüllü olarak onu yıkaması, temizliğiyle, kan şekeri ölçümüyle, ilaçlarıyla ilgilenmesi, Mahruki’nin vicdanını sarmıştı. Bu tutukluların ilgilenmemesi durumunda yaşayamaz duruma düşen hastanın, vicdanen sorumlu tutulması, cezaevi ortamında yaşanan dayanışmanın ve insanlığın değerini gözler önüne seriyordu. Mahruki, bu tür olayların, cezaevinde geçirdiği sürenin en dokunaklı anları olduğunu ifade ediyordu.