Türkiye’nin eğitim sahnesinde son dönemde dikkatleri üzerine çeken bir hareketlilik yaşanıyor. AKP döneminde yeniden hayata geçen, vakıf yapısıyla desteklenen medrese faaliyetleri, şimdi Suudi Arabistan’a da yayılıyor. Sivas’ta kurulan ve hızla büyüyen Arifan Vakfı, Medine’de de benzer bir eğitim merkezi kurarak, İslam tarihini ve tebliğ yöntemlerini yeniden şekillendirme hedefinde. Vakfın Sivas’taki faaliyetleri, 3 Mart 1924’te kabul edilen Öğretim Birliği Yasası’nın ardından kapatılan medreselerin yeniden canlanmasının bir parçası olarak değerlendiriliyor.

Sivas’ta Cumhurbaşkanlığı ve AKP’nin desteğiyle kurulan “Siyerinebi Külliyesi”, özellikle Bilal Erdoğan’ın katılımıyla büyük yankı uyandırdı. Bu külliye, ilahiyat fakültesi öğrencilerine, imam-hatip öğrencilerine ve gençlere yönelik özel eğitim programları sunuyor. Vakfın faaliyetleri, valilik, müftülük ve milli eğitim müdürlüğü gibi resmi kurumlarla işbirliği yaparak, geleneksel sivil toplum kuruluşlarının yapısından farklı bir model oluşturuyor. Bu yaklaşım, İslam bilginlerinin ve eğitimcilerinin resmi kurumlarla ortak hareket etmesini sağlayarak, eğitimde farklı bir perspektif sunmayı amaçlıyor.

Ancak bu yeni eğitim ağı, Türkiye’deki gerici eğitim hareketinin bir parçası olarak da değerlendiriliyor. Medine’deki “Medineimünevvere Siyerinebi Müşahade ve Eğitim Merkezi” ise bu gerici paralel eğitim yapılanmasının en somut örneklerinden biri. Burada, Yemenli Dr. Ahmed Şerifi gibi Arap hocalar, öğrencilere İslam’ın ilk dönemlerine ve önemli tarihi mekanlarına dair dersler veriyor. Bedir, Uhud, Hendek gibi savaşların yaşandığı yerler, Kubâ ve Kıbleteyn gibi önemli eserler ziyaret edilerek, öğrencilere doğrudan tebliğ yöntemleri öğretiliyor. Ayrıca İslam’ın ilk elçisi Hz. Peygamber’in hayatı ve klasik eserlerinden örnekler de derslerde yer alıyor.

Bu medrese ağı, Türkiye ve Suudi Arabistan arasında, İslam bilimi ve tebliğ yöntemleri alanında bir köprü kurma potansiyeli taşıyor. Ancak, bu tür projelerin amacı ve kapsamı, eğitimde farklı ideolojilerin etkileşimini ve potansiyel çatışmalarını da beraberinde getiriyor. Bu nedenle, bu tür eğitim kurumlarının faaliyetleri, dikkatli bir şekilde takip edilmeli ve toplumun farklı kesimlerinin görüşleri alınarak, daha kapsayıcı ve dengeli bir eğitim ortamı sağlanması hedeflenmelidir.