Uluslararası bir değerlendirme heyetinin hazırladığı son rapor, ABD'nin İran'daki askeri operasyonlarının etik sınırlarını sorgularken, özellikle şubat ayında Minab ve Lamerd'de yaşanan olayların, savaş suçları kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini açıkça ortaya koyuyor. Rapor, bu saldırıların, sivil nüfusun can kaybına ve kamu malvarlığının zarar görmesine yol açan, hedefleri net olmayan ve ayrım gözetmeyen bir karakter taşıdığını vurguluyor.

Raporda, Minab'daki Şecere-i Tayyibe İlkokulu'na 28 Şubat'ta düzenlenen Tomahawk füzesi saldırısı ve Lamerd'deki spor kompleksi ile yerleşim alanına 28 Şubat'ta gerçekleştirilen saldırı ayrıntılı olarak incelenmiş. Uzmanlar, her iki olayda da elde edilen kanıtların, saldırıların ABD tarafından gerçekleştirildiğine dair güçlü bir destek oluşturduğunu belirtiyor. Minab'daki saldırıda, okulun askeri bir tesisin hemen yanında yer alması ve açıkça ayırt edilebilir olması, saldırının hedefiyle ilgili ciddi şüpheler uyandırıyor. Ayrıca, kullanılan füzenin yalnızca ABD envanterinde bulunması, bu iddiayı daha da güçlendiriyor. Lamerd'deki saldırıda da kullanılan hassas vuruş füzesinin (PrSM) ABD'ye özgü olması, benzer bir durum yaratıyor.

Rapor, ABD'nin bu saldırıların sonuçlarını dikkate almadığını ve sorumluluğunu reddettiğini belirtiyor. ABD hükümeti, Minab ve Lamerd'deki olaylara ilişkin iddiaları yalanlayarak, sivil kayıpların önlenmeye yönelik tüm önlemleri aldıklarını savunuyor. Ancak, uzmanlar, ABD'nin savunma stratejilerinin ve operasyonel prosedürlerinin, sivil kayıplara neden olma potansiyeli taşıdığını ve bu nedenle uluslararası hukuk kurallarına uygunluğunu sorgulamak gerektiğini vurguluyor. Rapor, bu tür olayların, uluslararası kamuoyunda büyük bir tepkiye neden olduğunu ve ABD'nin diplomatik ilişkilerini olumsuz etkileyebileceğini öngörüyor.

Sonuç olarak, BM uzmanlarının raporu, ABD'nin İran'daki askeri operasyonlarının etik ve hukuki boyutlarını yeniden gündeme getiriyor. Rapor, bu operasyonların, savaş suçu işleme potansiyeli taşıdığına dair önemli kanıtlar sunduğunu ve bu iddiaların daha fazla inceleme gerektirdiğini vurguluyor. Raporun yayınlanması, uluslararası toplumda tartışmaları alevlendirmesi ve ABD'nin İran politikası üzerindeki etkilerini gözler altında takip edilmesi gereken bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor.