Kont John Spencer’ın uzun süredir bekleyen biyografisi, İngiliz kraliyet ailesinin içindeki karmaşık ilişkileri ve travmatik olayları merkeze alıyor. Kitabın yayınlanmasıyla birlikte, Kont Spencer’ın yıllardır suskun olduğu iddialar, Buckingham Sarayı’nda büyük yankı uyandırdı. Özellikle, Prenses Diana’nın ölümüyle ilgili olarak, o dönem Veliaht Prens Charles’ın tepkisiyle ilgili yaptığı iddia, uzun yıllardır tartışılan bir konu üzerine yeni bir alev getiriyor.
Kont Spencer, kitabında Charles’ın, Diana’nın ölüm haberi geldiğinde adeta bir ikramiye kazanmış gibi heyecanlı ve sevinçli bir ses tonuyla telefonla aradığını öne sürüyor. Bu iddia, Diana’nın ölümünün ardından Charles’ın davranışlarına dair şaşırtıcı bir bakış açısı sunuyor ve uzun süren spekülasyonlara yeni bir boyut ekliyor. Saray yetkilileri, bu iddiaları reddetmekle birlikte, kayıp bir yakının acısının neden bazı anıları çarpıtabileceği konusundaki endişelerini dile getiriyor.
Buckingham Sarayı’ndan yapılan açıklamada, Kont Spencer’ın iddialarının inandırıcılığının sorgulanabileceği belirtiliyor. Ancak, eski basın sekreteri Dickie Arbiter, Charles’ın o dönemde derin bir üzüntü içinde olduğunu ve bu türden ifadelerin prensin itibarıyla bağdaşmadığını vurguluyor. Arbiter, aile içindeki acının, hafızayı ve gerçekleri çarpıtabileceğine dikkat çekiyor.
Kitabın içeriğinde ayrıca, Diana’nın hayatındaki zorluklar ve hassasiyetler de detaylı bir şekilde ele alınıyor. Kont Spencer, kız kardeşinin dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) yaşadığını ve reddedilme hassasiyeti sendromundan muzdarip olduğunu savunuyor. Ayrıca, Diana’nın hayatının son yıllarında intiharı düşündüğünü, ancak çocuklarına olan sevgisinin onu bu yoldan döndürdüğünü ifade ediyor. Bu iddialar, Diana’nın karmaşık kişiliğini ve yaşadığı içsel mücadeleleri daha iyi anlamamızı sağlıyor. Kont Spencer'ın bu iddiaları, kraliyet ailesinin tarihine yeni bir bakış açısı getirirken, Diana'nın hayatının karanlık sırlarını da gözler önüne seriyor.