Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin (UCM) İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve eski Savunma Bakanı Yoav Gallant hakkında 21 Kasım 2024'te tutuklama emri çıkarması, BM Genel Kurulu'ndaki konumunu daha da karmaşık hale getiriyor. UCM'nin Gazze Şeridi'nde işlenen savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar gerekçesiyle yaptığı bu iddialı adım, Netanyahu'nun New York'taki BM kürsüsünde kendini savunmasına zemin hazırlarken, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'ın katılımı ise ABD'nin vize politikasıyla engelleniyor.

ABD yönetimi, Filistin Devlet Başkanı Abbas'a geçen yıl olduğu gibi bu yıl da vize vermeyi reddetti. Bu durum, 1947 tarihli BM Merkez Anlaşması'nın (UN Headquarters Agreement) hükümlerine aykırı bir tutum sergiliyor. Bu anlaşma, üye ve gözlemci devlet temsilcilerinin New York'a girişine ABD'nin müdahale etmemesi gerektiğini öngörüyor. Ancak Washington yönetimi, Abbas ve heyetine 2 yıldır vize vermeyerek bu yükümlülükten uzaklaşıyor. Geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü lideri Yasir Arafat döneminde olduğu gibi, ev sahibi ülke statüsü siyasi bir araç olarak kullanılıyor ve Filistin heyetlerinin vizeleri, geçiş izinleri ve heyet mevcudiyeti üzerinde ağır kısıtlamalar getiriliyor.

Bu durum, BM Genel Kurulu'nda Netanyahu'nun kürsüye çıkışını mümkün kılarken, Abbas'ın video konferans yoluyla katılımına mahkum ediyor. Eylül 2025'teki BM Genel Kurulu toplantısında Netanyahu kürsüye çıkarken onlarca diplomat salonu terk etmiş, konuşma sırasında salonun çoğu boş kalmıştı. Bu durum, uluslararası arenada çifte standart algısını pekiştiriyor. Times Meydanı'nda Netanyahu'yu ve ülkesini protesto eden eylemcilerin toplanması, bu çifte standart sorunsalını daha da belirginleştiriyor.

Uluslararası toplum, ABD'nin bu yaklaşımını sorguluyor. ‘Kurallara dayalı uluslararası düzen’ söyleminin ne kadar geçerli olduğu, ABD'nin UCM'ye karşı tavrı ve Filistin liderinin engellenmesi gibi konular, uluslararası hukukun ve adaletin ne anlama geldiği konusunda önemli soruları beraberinde getiriyor. Bu gelişmeler, BM Genel Kurulu'ndaki tartışmaları ve diplomatik manevraları daha da karmaşık hale getiriyor ve uluslararası ilişkilerde yeni dinamiklerin ortaya çıkmasına zemin hazırlıyor.