Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, ülkesinde konuşlanmış olan 102. Rus Askeri Bölgesi'nin geleceğiyle ilgili yaptığı son açıklamalar, bölgedeki güvenlik dengesini yeniden şekillendirme potansiyeli taşıyor. Paşinyan, bu üssün Ermenistan'ın savunma kapasitesine katkısının olmadığını ve mevcut durumun gereksiz bir yük oluşturduğunu vurguladı. Basın konferansında dile getirilen bu ifade, Rusya ile Ermenistan arasındaki ilişkilere dair önemli bir yansıma olarak değerlendiriliyor.

Başbakan Paşinyan, Rusya'nın bu bölgedeki askeri varlığının, Ermenistan için güvenlik açısından herhangi bir avantaj sağlamadığını ve hatta gereksiz bir karmaşıklık yarattığını savundu. ‘Askeri üssün, Ermenistan'ın güvenliğine hayati bir rol oynamadığını’ belirten Paşinyan, Rusya'nın bu üssü tamamen ortadan kaldırma konusundaki talebine karşılık olarak, ‘Bizim Rus askeri üssüne ihtiyaç duymuyoruz. Eğer çıkarmak istiyorlarsa, bunu yapabiliriz, aksi takdirde üssün varlığının Ermenistan için ne anlama geldiğini tartışabiliriz’ şeklinde bir duruş sergiledi. Bu yaklaşım, diplomasi ve müzakereler yoluyla bir çözüm bulunabileceğine dair umut ışığı yaratarak, taraflar arasında bir diyalog zemini oluşturmayı hedefliyor.

1995 yılında imzalanan bir anlaşma çerçevesinde faaliyet gösteren 102. Rus Askeri Bölgesi, Güney Kafkasya'daki Rusya'nın en önemli askeri varlıklarından biri olarak kabul ediliyor. Bölgede kara kuvvetleri birlikleri, hava savunma sistemleri ve savaş uçakları gibi çeşitli unsurları barındırıyor. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in, ‘Ermenistan bu altyapıya ihtiyacı olmadığına karar verirse yarın bile ayrılırız’ açıklamasıyla birlikte, Paşinyan’ın bu üssün gereksizliğine dair vurgusu, Rus-Ermeni ilişkilerinde yeni bir dönemin başlangıcı olabilir.

Sonuç olarak, Paşinyan’ın bu açıklamaları, Ermenistan’ın Rus askeri varlığına yönelik tutumunu net bir şekilde ortaya koyarken, Rusya ile Ermenistan arasında daha yapıcı ve çözüm odaklı bir diyalog sürecinin başlamasına zemin hazırlıyor. Bu durum, bölgedeki güvenlik ortamını daha da belirsiz hale getirme potansiyeli taşısa da, tarafların ortak akıl ve müzakere yoluyla bir uzlaşmaya varması açısından büyük önem taşıyor.”}