Avustralya'nın tarihine yeni bir soluk getiriyor olan bilimsel bulgular, uzun yıllardır tartışmalara konu olan yerli halk nüfusunun boyutunu gözler önüne seriyor. 1930'larda toplanan eski kayıtlar, modern teknolojik analizlerle birleştirilerek, sömürgeleştirme öncesi Avustralya'da yaşayan yerli halk sayısının, daha önceki tahminlerin çok ötesinde olduğu ortaya konuldu. Bilim insanları, detaylı bir inceleme sonucunda, yaklaşık 2,22 milyon kişinin sömürgeleştirme öncesinde bu topraklarda yaşamasına şahit olduklarını belirledi. Bu bulgu, Avustralya'nın kolonileşme sürecinin ve bunun yerli halklar üzerindeki yıkıcı etkilerinin daha derinlemesine anlaşılmasını sağlıyor.
Araştırma, 18. ve 19. yüzyıllar boyunca yaşanan hastalıklar, şiddet, yerinden edilme ve sömürgeleştirme gibi faktörlerin, 2,06 milyon yerli Avustralyalıyı hayatlarını kaybetmesine neden olduğunu gösteriyor. Ancak, bu trajik tablo, sömürgeleştirme öncesi nüfusun sadece bu olaylar sonucu değil, aynı zamanda doğal afetler ve diğer çevresel faktörlerden de etkilenmiş olabileceğini de vurguluyor. Veriler, İngiliz kolonizasyonunun başlamasından yaklaşık 70 yıl sonra, sömürgeleştirme öncesi nüfusun yalnızca yüzde 7'sinin hayatta kalabildiğini ortaya koyuyor. Bu durum, yerli halkların karşı karşıya kaldığı eşi görülmemiş zorlukları ve adaptasyon yeteneklerini gözler önüne seriyor.
Şu anki eğilimler devam ederse, Avustralya'nın yerli nüfusunun 1950'lerden beri yaşanan yeniden canlanma trendinin etkisiyle, sömürgeleştirme öncesi nüfus seviyesine ancak 2047 yılında ulaşabileceği tahmin ediliyor. Bu uzun zaman dilimi, yerli halkların gelecekteki sosyal ve ekonomik eşitliklerine ulaşma yolunda atılması gereken adımları ve uzun vadeli stratejileri gösteriyor. Profesör Corey Bradshaw, bu bulguların, önceki çalışmaların ölümcül hastalıkların ve sınır bölgelerindeki şiddetin yerli halklar üzerindeki etkisini olduğundan daha az tahmin ettiğini vurguluyor. Sadece çiçek hastalığının ilk 10 yıl içinde 220 bin yerli Avustralyalıyı vurduğu belirtiliyor ve bu, yaşanan trajedilerin boyutunu tam olarak yansıtıyor.
Araştırmanın, kayıt altına alınmamış şiddet olaylarının ve sınır bölgelerindeki yaşam koşullarının da dikkate alınması gerektiğini vurgulaması, Avustralya tarihinin daha bütünsel bir şekilde anlaşılmasını sağlıyor. Sydney Teknoloji Üniversitesi'nden Profesör Larissa Behrendt, araştırmanın bulgularının, 1788'den sonra yaşananların boyutunun yeniden değerlendirilmesi gerektiğini belirtiyor. Bu çalışma, Avustralya'nın yerli halklarının hikayelerinin yeniden yazılmasına ve daha adil ve saygılı bir gelecek inşa edilmesine katkı sağlayacak önemli bir kilometre taşı olarak kabul ediliyor.